RSS

Etiketler 'Ayurveda'

Souping: Yeni Trend

Sağlığımıza Faydalı Bir Detoks: Souping

Souping Detoks

Ohh, bu yeni trendi duyunca gerçekten içim rahatladı ve ferahladı! Neden mi? Çünkü insanlar detoks yapmanın sadece Juicing’den, yani meyve ve sebze sularının sıkılarak, soğuk olarak tüketilmesinden ibaret zannetmeye başlamışlardı bir kaç yıldır...

Detoks ve Soğuk Gıda Tüketimi, asla birbiri ile uyumlu olmayan iki süreç... Çünkü insanoğlu fizyolojisinin temeli belli. Tüm sistemimiz agni ateşi üzerinde çalışıyor. Yani Hazım Ateşi! Hazım Ateşi sadece sindirim sistemimizi değil, hücresel ve dokusal seviyelerde de tüm duyularımızla algıladıklarımızı metabolize etmekle yükümlü. Yani midemizde sadece yediklerimiz sindirilmiyor, gün boyunca 5 duyumuzla algılayarak akıl kovasına doldurduğumuz herşey bu metabolik ateş sayesinde ya güzelce hazmedilerek artık gıda, duygu ve düşünceler tahliye ediliyor, ya da hazımsızlık yaşanıyor ve bunlar bedende toksik maddeye dönüşüyor.

Peki ben salt Juicing’i neden hiç desteklemedim? Çünkü;

1. Çoğu sıkma işlemi yapan makinalarda, Juicing esnasında meyve ve sebzelerin lifleri kaybolmaktadır .

DOĞRUSU: Halbuki sindirim sisteminin sağlıklı çalışabilmesi için o liflere ihtiyacı var.

2. Sebze ve Meyve Suları sıkılarak soğuk olarak tüketilmektedir.

DOĞRUSU: Sindirim Sistemi soğuğu sevmez, hatta beden ısısından daha soğuk bir gıda maddesi tüketildiğinde, mideye inen o madde beden ısısına getirilene kadar mide salgıları minimum düzeye iner, sindirim sisstemi tüm dikkatini ve enerjisini  mideye inen soğuk gıdayı sindirebilmek üzere ihtiyacı olan ısıya getirmeye çalışır. Eğer çok sık soğuk sıvılar tüketiyorsanız, sindirim sisteminizde ciddi sorun var demektir. Amerikan halkının obezite probleminin büyük bir yüzdesinin gün boyunca buzlu olarak tükettikleri sıvılar olduğu bilinmektedir.

3. Sıvı Detoks Programları içerisinde yüksek kalitede protein bulundurulamıyor.

DOĞRUSU:   Toksinlerden arınmak oldukça karmaşık bir  süreçtir.  Bu süreç esnasında beden bir dizi vitamin, mineral ve diğer besin gruplarından faydalanır . Proteinden elde edilen amino asit’ler ve enzimler , karaciğer detoksunun gerçekleşebilmesi için gerekli  bileşenlerdir.  

Salt Juicing programları fizyolojinin bu ihtiyaçlarını karşılayamaz. Sonuç halsizlik, baş ağrıları, ciltte sivilcelenmeler, sindirim sistemi düzensizlikleri, bağışıklık sisteminin zayıflaması vb. çoğunlukla ciddi yan etkiler yaşanır. Uyguladığınız detoks programının yağ depolarınızdaki toksinleri  kan dolaşım sisteminize doğru hareket ettirerek belirgin problemlere neden olmaması, tam tersine metabolizmanızı toksinlerden temizlemesi gerekir. O yüzden börülce, kurufasulye, nohut, mercimek, fındık, ceviz, badem, bakla, barbunya gibi yüksek kalitede bitkisel protein kaynakları detoks sürecinin olmazsa olmazlarıdır. Oysa Juicing programları neticesinde yaşanan ani kilo verme esnasında  hücresel sıvılar ve muhtelif bezlerde saklanmış ve depolanmış olan toksinler, bedende serbestçe dolaşıma çıkar ve bu tarz programlar esnasında tüketilen sıvıların besleyici nitelikleri, bedenin detoksifikasyon sisteminin çalışmasını destekleyecek miktarda değildir. Yani beden tam tersine normalden çok daha fazla toksin yüklenmiş bir noktaya doğru sürüklenir ve halsizlik, bitkinlik, vücudun belli  bölgelerinde ağrılar gibi semptomlar ortaya çıkar ve yaşam enerjisi tek kelime ile söner.

4. Juicing çiğ beslenmeyi teşvik ediyor.

DOĞRUSU: Her insanın bünye tipi ve sindirim sistemi özellikleri farklıdır. Her bünye tipi çiğ beslenmeyi tolere edemez. Mesela Ayurvedik Beden Tiplerinde Kapha tipinin çiğ beslenme ile ilgili hiç sorunu olmayacağı halde, özellikle vata tiplerinde ciddi hazımsızlık, şişkinlik, sancı ve farklı semptomlar doğurmaktadır.  Çünkü Vata beden tiplerinin sindirim sistemi çiğ beslenmeyi hazmederken bir dizi uyumsuzluk yaşar. O yüzden çiğ beslenme tarzı tüm insanlar için kesinlikle uygun ve mutlak doğru değildir. 


Peki bu yeni SOUPING trendini neden destekliyorum ve faydalı buluyorum?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ben Ayurvedik Yaşam Eğitmeni olduğum üzere beslenme sistemini ayurvedik tıp ve ayurvedik beslenme açısından ele alıyorum. Ayurveda’da yaşam  dönüşümden ibarettir, yani transformasyon. Ve transformasyon da ateş elementi sayesinde vuku bulur. Yani yaşam enerjimizi sağlayan bedenimizdeki ateş elementinin kalitesidir. Elbette elementlerin dengeleri oldukça önemli, bu başka bir blog konusu. Ama konu Enterik Sistem, yani Sindirim Sistemi ise ilk konuşmamız gereken konu Hazım Ateşi’dir. Yani burada denge için sıcak, hafif pişmiş gıdalar devreye girer!

Souping tamda detoks yapmak isteyenler için biçilmiş bir kaftan, çünkü;

Sıcak: Çorba çoğunlukla sıcak olarak tüketilir. Sıcak sistemimize girdiğinde rahatlatır ve tüm fonksiyonları aktive eder.  Detoks işlemi sıcakda gerçekleşir. Bunu aynı çamaşırlarınızı yıkarken olduğu gibi düşünün. Soğuk suda çamaşırların kirleri ne derece çıkar? İşte bedenimizde aynı bu mantıkla çalışır. Ayurvedik Detoks Merkezlerindeki fiziksel, zihinsel ve ruhsal arınmanın en büyük sırrı yemekler dahil tüm işlemlerin belli bir ısı derecesinde uygulanmasıdır. Mesela ana öğünlere kesinlikle sıcak bir çorba ya da sıcak bir bitki çayı ile başlanır; toksinlerden arınmanın en mükemmel yollarından biri olan masaj kesinlikle ısıtılmış yağ ile  yapılır, ki hücreler arasında birikmiş olan toksik atıklar kendilerini salarak, bedenden tahliye olsunlar.

Çorbalar yüksek  kalitede proteinler içerir: Türk Yemek kültüründe tarhana, mercimek, ezogelin, yoğurt çorbası, düğün çorbası gibi envayi çeşit, birbirinden lezzetli mi lezzetli ve sağlık ve enerji içeren çorbalarımız  doludur. Ne kadar şanslıyız bunun için farkında mısınız? Bu protein zengini bileşimler mideyi rahatlatır, hazım sistemini çalıştırır, kışın içimizi ısıtır, kendimizi iyi hissettirir, içeriğindeki katı maddeleri çiğnerken yemek yediğimizi hisseder ve beynen yediğimiz yemekten tatmin oluruz.

Çorbalar tok tutma özelliği taşır: Evet, sıcak çorbalar bizi tok tutar. Açlığımızı en sağlıklı şekilde bastırır ve mideye hazım ile uğraşması için yeterince lif, antioksidan,  protein ve fitokimyasal  kaynakları sunar.

Baharatların Gücünü Yadsımayın: Çorbaların pişirilmesi esnasında içine nane, kekik, zerdeçal, zencefil, kırmızı biber, tuz, karabiber, kimyon, kakule, tarçın vb. onlarca değerli baharat ekleyebiliyor ve pişirme esnasında bu baharatlar belli bir ısıya ulaştığı için de tüm niteliklerinden faydalanabiliniyor. Evet, baharatların sihirli güçlerinden faydalanmamız için onların da belli ısılarda işlem görmesi gerekmektedir, bu Ayurveda Mutfağının temel kurallarından biridir. Yani minik köfteli çorbanız üzerine piştikten sonra kasenize koyarken ekleyeceğiniz kimyon ile köfte hazırlanırken içine eklenerek, yoğrulmuş ve çorba ile kaynamış kimyon sistemimizde aynı etkiyi  içermez. Pişmiş olan baharak sindiirm sistemini sahip olduğu özellikler çerçevesinde korur ve besler. 

Görünen o ki Holywood starları bu yeni trendi çok sevdi ve özellikle NewYork’da birbiri ardına  günde 5 öğün adrese teslim sıcak çorba servisi yapan şirketler, aynı Juicing’lerde olduğu gibi birbiri ardına açılmaya başladı. Umarım ülkemizde de Çorba Servisi yapan bu markalar türemeye başlayacaktır. Fakat belki bu konudaki markalaşma bizim için çok da geçerli olamayacak çünkü bizim mutfağımızda çorba ana köşelerden birisinde tahtını kurmuş zaten. Tüm kebabçılar ve  esnaf lokantalarında çorba kültürümüz oldukça geniş. Adeta her sokak arasında çorba satan bir yerel restaurant bulmak mümkün.

Eğer yaz sezonuna hazırlanırkan 4-5 kilo kadar bir yükden arınmak  benim için yeter diyorsanız, öğlen ve akşam yemeklerinizde lezzetli çorba çeşitleri ile karnınızı doyurmanızı  öneriyorum. Ya da sadece sağlık ve hafiflik için günde bir öğünü salt çorba menüsü ile tamamlayın. Şahsen ben eşime yıllardır gün boyuca ofiste tüketmesi için iki porsiyondan oluşan sıcacık bir çorbayı, özel bir termos  içerisinde vermeyi asla ihmal etmiyorum. Aynı şeyi kendim için de uyguluyorum. Artık evde ne pişirildi ise...mercimek, tarhana, domates ya da mantar çorbası. Koca bir tencere çorba ile 3 gün boyunca iki kişi öğle yemeklerinde karnımızı harika bir şekilde doyuruyoruz;  hem sağlıklı, hem de kolay!

Hadi çorbaseverler, sıra sizde! 

Ebru Şinik ile İyi Ol, Mutlu Ol!

Chopra Center Perfect Health Instructor / Ayurvedik Yaşam Eğitmeni 

Yaşlanmayı Durdurun!

Amerika’nın en saygın doktorlarından Dr. Dean Ornish dersimize ilk girdiği zaman yaptığı giriş hepimizi şok etmişti. Tam tamına şöyle demişti: Taşıdığınız genler kaderiniz değildir. Uzun vadeli yaşam tarzı değişiklikleri ile genetik yapınızı değiştirebilirsiniz!

Yaşam Tarzı değişikliği de ne demekti ?

Dünyanın en saygın bilim kurumlarınca yapılan klinik araştırma neticelerine göre vücudumuzda bulunan yaklaşık 100 trilyon hücrenin %98’i bir yıl içinde tamamen yenileniyor. Yani bir sene boyunca yaşam tarzınızda yediklerinizden, uyku saatinize, egzersiz yoğunluğunuzdan uyguladığınız stres yönetimi tekniklerine, zihninizi dinlendirmeye ayıracağınız zaman diliminden sevdiğiniz şeyleri yapmak için ve sevdiklerinizle birlikte olmaya yarattığınız fırsatlara kadar tüm seçimlerimiz bedenimizin ve zihnimizin biyolojik saatini ve genlerimizi direk olarak etkiliyor.

Yaslanmaya Karsi MeditasyonKapsamlı bir yaşam tarzı değişikliği; koroner kalp rahatsızlarından, erken tanı koyulmuş prostat kanserine, şeker hastalığından obeziteye, yüksek kolesterolden göğüs kanserine, bölgesel yangılardan stres kaynaklı oksidatif oluşumlara ve muhtelif kronik rahatsızlıkları durdurarak, süreci tersine çevirebiliyor.

Klinik araştırmalarda sadece 3 ay boyunca bile uygulanan bu yaşam tarzı değişikliklerinin 500 farklı gen’de yararlı dönüşüm sağladığı kanıtlanmış. Genel olarak hastalık önleyici genler artarken, hastalığı teşvik eden genlerin azaldığı gözlemlenmiş. Ve en önemli bulgulardan birisi ise telomer’lerin uzaması.

Hücrenin ve organizmaların yaşlanmasını tetikleyen bir yapı taşı olan telomer, kromozomların en uç kısımlarına verilen addır. Araştırmalar telomer’lerin yaşam süresini belirleyen karar vericilerden biri olduğunu göstermektedir. Hücrenin her bölünmesinde ve hücre yaşlandıkça telomerler kısalır. Telomerler kısaldıkça hücrelerin bölünmesi ve kendini yenileme ve tamir etme süreci zorlaşır ve hatta durur ve yenilenemeyen hücreler ölür. Yani telomer kısalması yaşlanmaya bağlı hastalıkların ortaya çıkması demek oluyor.

Yeni doğan bir bebekte telomerler oldukça uzunken, 70 yaşındaki bir insanda epey kısadır. Bu klinik araştırmalar çerçevesinde telomer uzunluğunu ve telomerlerin kısalma oranını etkileyen temel faktörlerin yaşanılan çevre ve yaşam tarzı olduğu kanıtlanmıştır. Sigara, stres, aşırı kilo, egzersiz yoksunluğu, kalitesiz uyku ve inflamasyona yol açan ya da oksidatif stresi artıran karbonhidratlar, şekerli maddeler, işlem görmüş her türlü katı ve sıvı besin maddesi, asitli içecekler, yapay tatlandırıcılar, trans ve doymuş yağlar ağırlıklı sağlıksız beslenme şekli telomer boyunun kısalmasına yol açan telomeraz enziminin salgılanmasını baskılar ve böylece telomer uzayamaz ve bu biyolojik yaşlanmayı direk etkilemektedir.

Anti AgingDolayısı ile telomerlerin uzunluğu veya kısalığı bir insanın ne kadar hızlı yaşlandığının en doğru göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu şekilde insanın biyolojik yaşının, kronolojik yaşından daha fazla olup olmadığı anlaşılabiliniyor. İşte bu araştırmalar neticesinde sadece 3 aylık kapsamlı bir yaşam değişikliği sonrasında telomer’lerin yaklaşık %30 oranında uzadığı tespit edilmiş.

Şimdi size bu ana yaşam değişikliklerinin hangi konularda olması gerektiğini örnekle-yerek, hem yaşlanma sürecini oldukça yavaşlatan, hem daha zinde, daha sağlıklı ve daha mutlu bir yaşamı beraberinde getiren, hem de potansiyel sağlık harcamalarını ciddi olarak azaltan ilham verici bazı önerilerde bulunmak istiyorum;

Beslenme biçiminizi yaşam tarzınıza en uygun ve sürdürebilir ve aynı zamanda sizi mutlu edecek şekilde yapılandırın:

Asla soframda şunlar yer almamalı diye kendinizi kesinlikle şartlandırmayın. Şartlandırmalar ve katı diyetler sadece kıtlık bilinci yaratır ve irade kaybedildiği andan itibaren Yasaklar Listesinde olan gıdalar istemsiz şekilde aşırı olarak tüketilir. Bu sebep ile beslenirken daha çok vücudunuzun ihtiyaçlarını dinlemeyi öğrenmeli ve elbette ara sıra tadını bildiğimiz için canımızın çektiği işlenmiş gıdaları da, nefsimizi körleştirmek için son derece ölçülü olarak tüketebiliriz.

Her menünüzde gökkuşağının tüm renklerini barındırmaya, soğuk gıda ve sıvıları ana yemeklerle eşzamanlı tüketmemeye, mevsim sebze ve meyveleri tüketimine ve en önemlisi bu boyuttaki varlığınızın ana mekanizması olan fiziksel bedeninizi ölçülü ve dengeli bir şekilde beslemeye özen gösterin.

Sindirim Sisteminin Önemi:

Sindirim Sistemi yani Enterik Sistem bedenimizin ikinci beynidir. Sindirim Sistemimizde sadece yediklerimiz değil, tüm duygu, düşünce, inanç kalıpları vs. de sindirilmektedir. Sağlıklı bir sindirim sisteminden her gün düzenli olarak en az bir defa dışarı çıkıldığı takdirde bahsedilebilinir. Eğer her gün bağırsaklarınız çalışmıyor, kronik kabızlık çekiyor, 2 günde bir ya da daha uzun aralıklarda dışarı çıkılıyor ise, sindirim sisteminizi en acil şekilde dengelenmesi gerekmektedir. Bu dengelemeyi sentetik içerikli haplardan ziyade beslenme biçiminizi değiştirerek ve sindirimi destekleyici baharatlar kullanarak yapmanızı öneririm. Ayrıca kronik kabızlık çeken danışanlarımıza uygulattırdığımız son derece basit ve etkili nefes teknikleri bulunmaktadır. Unutmayın doğru meditasyon ve nefes teknikleri yaşamınızın her alanında harmoni ve balans yaratan uygulamalardır.

Sağlık ve Mutluluk Hormonları Aktivasyonu için Hareket Edin:

Bedeni strese sokmayan, düzenli olarak yapılan, orta ölçekte egzersizlerin genel sağlık ve mutluluk hormonları salgılamasının en önemli tetikleyicilerinden olduğunu biliyoruz. Kalbi strese sokan ve çok fazla adrenalin salgılatan ağır fiziksel aktiviteler dışında doğal sularda yüzme ve doğada yapılacak yürüyüş tarzı egzersizler ile özellikle omurilik sağlığına yönelik yoga, pilates ve stretching egzersizleri tüm bedenlerimizde denge sağlayıcı uygulamalardır. Unutmayın omurgamız kadar sağlıklı ve genciz! Omurilik sağlığı ve sağlıklı bir kas ve iskelet sistemi bedenimizin temel taşlarıdır. Bunun için haftada en az 2 defa 1’er saatlik omurilik sağlığına yönelik bir egzersiz yapmanızı öneririm.

Kaliteli Uyku:

Fiziksel ve zihinsel bedenimizin kendini yenilemesi, gün boyunca yıpranan hücrelerin kendini tamir etmesi, fizik bedende biriken toksinlerin ve zihin bedende hazmedilemeyen negatif duygu ve düşüncelerin tahliyesi için bedenin gece ortalama 10.30’dan itibaren, 6 ila 8 saat arasında kaliteli bir uykuya ihtiyacı vardır. Eğer uykusuzluk çekiyorsanız bu büyük ihtimalle zihninizdeki düşüncelerin size izin vermemesinden kaynaklıdır. Bu problemi meditasyon ve nefes teknikleri ile rahatlıkla çözebilirsiniz. Bunun için seminerlerimize başvurabilirsiniz.

Stres Yönetimi Teknikleri:

Yüzyılımızda stres bilimadamları tarafından birçok hastalığın en önemli nedeni olarak gösterilmektedir. Gün içerisinde sık sık strese girildiğinde çoğunlukla hayatta kalmamızı sağlayan uyarıcı sistemimiz ve bir nevi gaz verme mekanizmamız olan Sempatik Sinir Sistemi devrede olur. Bu durumda vücudun kendi kendini tamir etme mekanizmalarını devreye sokan, verilen gazı frenleyici Parasempatik Sinir Sistemi randımanlı olarak görev başına gelip, çalışamaz. Dolayısıyla gevşeme ve dinginlik oluşamaz ve sinir sistemleri arasındaki bu dengesiz durum aylar ve yıllarca devam ettiği takdirde hem fiziksel, hem de zihinsel rahatsızlıklar baş göstermeye başlar.

Bilimadamları gündelik rutine oturtulan meditasyon ve nefes teknikleri aracılığı ile Merkezi Sinir Sisteminin rahatlıkla ve basitlikle dengeleneceğini belirterek, özellikle hergün 30 dakikalık meditasyon uygulamasının telomer’lerin uzamasını sağlaması dışında, beyin nöroplastisitesi de yaptığını belirterek, hepimizin hayatına gündelik olarak bu tarz farkındalık egzersizlerinin kesinlikle yerleştirilmesi gerekliliğini önemle belirtiyorlar.

Esenlikle kalınız,
Ayurvedik Yaşam Eğitmeni - N. Ebru Şinik

Stres Kaynaklı Hastalıklara Karşı Panzehir: Meditasyon

Stres Kaynaklı Hastalıklara Karşı Panzehir: Meditasyon


Meditasyon, bilimsel bir zihni dinlendirme tekniği, derin bir şifalandirma yöntemi ve bedenin kendi içsel aklının yeniden keşfedilmesinin bir yoludur. Bütünsel zindeliğimizi ( Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Bütünlüğü) deneyimlemenin, hepimizin içinde yer alan mutlak huzur ve mutluluk alanımızın ve içsel sessizliğimizi keşfin en doğrudan ve basit yolu meditasyon’dur.

Meditasyon zihnimiz ile yapabileceğimiz bir aktivite, bir entellektüel süreç olmadığı halde,  bu tekniği ve etkilerini rasyonel aklımızla da ayrıntılarıyla anlamak, zihnimizin uygulamanın getirdiği yararlarla ilgili ikna olması için kesinlikle önemlidir. Bu sebep ile meditasyonun fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlığımıza yönelik faydalarının bilimsel dayanaklarla açıklanması büyük önem arz etmektedir.

Meditasyonun beden, zihin ve ruh sağlığımız üzerindeki olumlu etkileri birçok bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır. Harvard Tıp Fakültesi, Massachusetts Institute of Technology, Yale Üniversitesi, Massachusettes  General Hospital’e bağlı olan ‘Benson-Henry Beden ve Zihin Tıbbı Enstitüsü’ vb.  gibi bilim dünyasındaki son derece saygın ve önemli kurumlarca yapılan bu araştırma neticelerinden yola çıkarak hazırladığım bu yazıda, bu araştırma metinlerinin bütününü incelemek isteyen okuyucuların Yükselen Çağ  web sitesi içerisinde yer alan Bilimsel Meditasyon Araştırmaları başlığı içine bakmalarını rica ederiz.

Bu araştırmalardan bir çoğu düzenli meditasyon sayesinde beyinde oluşan nöro-plastisite değişimini ve çağımızın en önemli hastalık kaynağı olan, stres kaynaklı hastalıklara karşı panzehir olarak uygulanan meditasyonun sağladığı yararları kanıtlayan araştırmalardır. Bu sebeple bilim dünyasında meditasyon uygulaması artık ‘Strese Karşı Panzehir’ olarak adlandırılmaktadır.

Bilimsel Meditasyon Araştırmaları Beyindeki nöro-plastisite değişimi, düzenli meditasyon ile beyindeki nöronların birbirleri ile bağlantı şekilleri ve ilişkilerinin evrimleşme yönünde hızlı bir değişim gösterdiği ve bununla beraber beynin kimyasınin da değiştiği anlamına gelmektedir. Yani meditasyon zihninizin hem kimyasal ve hem de  fiziksel yapısını ve zihnimizin çalışma şeklini değiştirerek, yüksek bilinç seviyelerine ulaşmakta anahtar görevi görmektedir.
Günümüzde hayatın ritmi geçen yüzyıllara nazaran her zamankinden hızlı ve atalarımıza göre çok daha fazla bilgi ve dış uyarıcının bombardımanı altında günlerimizi geçiriyoruz. Doğadan uzaklaşmış ve çoğunlukla betonlar içinde hayatlarımızı sürdürürken, neredeyse doğduğu andan itibaren stres yaşamaya başlayan özellikle büyük şehir insanını için gündelik hayatı içerisinde servisi kaçırmak, çocukların ev ödevlerinin yetiştirilmesi, acil toplantılara hazırlık ve bunlar gibi stres yaratabilecek binlerce konuyu saymakla bitiremeyiz. Yaşamın çok hızlanmış olduğu çağımızda şaşırtıcı olmayan bir biçimde artan sayıda kişi stres, endişeli hal, ego’nun yarattığı korkular, uykusuzluk ve kronik sağlık sorunlarından şikayetçi ve çoğumuz  zihnimizi sakinleştirmenin, zihni huzura kavuşturmanın yani dingin bir zihnin arayışı içindedir. Günümüzde doktorlar stresin birçok hastalığın başlıca sebeplerinden biri olduğunu söylümektedir. Her ne kadar meditasyonun kendi başına bir tedavi olarak düşünülmemesi gerekse de, yapılan bu araştırmalar meditasyonun birçok sağlık sorununa iyi geldiğini ortaya koymaktadır.
Strese girdiğimiz her seferinde vücudumuz fizyolojik olarak bir sürü tepki verir. Bu fiziksel ve zihinsel çağlayanlar bütününü bilimsel terminolojide ‘Savaş ve Kaç Tepkisi’ olarak adlandırıyoruz.

Strese girdiğimiz her  zaman; kalp atışlarımız hızlanır, kalbimize daha fazla kan pompalanır, kan basıncımız yükselir, oksijen tüketimimiz ve karbondioksit çıkışımız artar, terleme başlar, böbreküstü bezlerimiz stres hormonları olan adrenalin ve kortizol hormonları pompalamaya başlar, pankreasımız daha fazla glükoz, daha az insülin salgılamaya başlar, kan akışımızın büyük kısmı sindirim sistemi organları yerine kaslara doğru yolunu değiştirir, böbrek üstü bezleri stres hormonu salgılamasına başladığı için daha az büyüme hormonu ( DHEA / Anti-aging hormonu) salgılamaya başlar, bağışıklık sistemimiz bastırılmış bir duruma girer ve kan pıhtıları da yapışkan bir hal alır.

Beynimizin en ilkel bölgesinden gelen ve bedenimizin normalde kendini sadece ölümden korumak için vermesi gereken bu stres tepkileri ( Savaş ve Kaç Tepkisi ), çağımızda çoğunlukla bizi ölümden korumak ve hayatta kalabilmemize destek olmak için değil, herhangi bir arzu veya ihtiyacımız karşılanmadığı veya gururumuz veya ego’muz tehdit altında olduğu zaman, yani psikolojik sebeplerle oluşan stresler nedeniyle oluşur.  Gün içerisinde çok fazla stres yaşıyor isek, yaşadığımız bu fizyolojik değişikliklerin sıklığı bağışıklık sistemimizin zayıf düşmesine sebep olur ve  fiziksel sağlığımızı tehdit etmeye başlayarak ve bizlere bir dizi hastalıkların kapısını aralar.

Yaşanan bu fizyolojik değişiklikler ve sebep olduğu hastalıklar özetle aşağıda sıralanmıştır;

•    Kan basıncının yükselmesi; koroner kalp rahatsızlıklarına
•    Stres hormonu artışı; anksiyete, endişe, korku ve uykusuzluk yaşanmasına ve bağımlılıkların oluşmasına
•    Kan şekeri artışı; şeker hastalığı ve obeziteye
•    Sindirim sistemine yapılan sirkülasyonun azalması; sindirim bozukluklarına
•    Büyüme ve seks hormonlarının azalması; erken yaşlanmaya
•    Bağışıklık sisteminin zayıflaması; enfeksiyonlara açık olmaya ve kanser hücreleri oluşumu riskinin artışına
•    Yapışkan kan pıhtısı artışı; kalp krizi ve enfarktüs
gibi rahatsızlıkların oluşmasına sebebiyet vermektedir.

Meditasyon bu rahatsızlıkların önlenmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü düzenli meditasyon sayesinde bedenimizin verdiği bu stres tepkilerini telafi eden ve fizyolojik değerlerin normale döndüğü ve beden, zihin ve ruh sağlığımızı dengeleyen bir ‘Dingin Farkındalık’ durumuna kayarız. Meditasyon esnasında deneyimlediğimiz bu durum özellikle yaşadığımız yüzyılda her zamankinden çok daha değerlidir. Dingin Farkındalık, beden fiziksel olarak dinlenmedeyken, uyanık fakat sükunet içerisindeki bir zihinle birleşimi ifade etmektedir.
Bu duruma kaydığımızda fizyolojik olarak kalp atışlarımız yavaşlar ve kalbe daha az kan pompalanır, kan basıncımız normale döner, oksijen tüketimi ve karbondioksit çıkışımız artar, terleme azalır, böbrek üstü bezleri daha az adrenalin ve kortizol salgılamaya başlar, nefes alıp vermemiz normale döner, stres hormonları yerine yaşlanma karşıtı olan DHEA  (anti-aging) hormonu salgılaması başlar ve kan pıhtısı yapışkanlığı da normal seviyesine iner.

Düzenli meditasyon sayesinde kazanacağımız yüksek farkındalık hallerini tüm gün boyunca meditasyon uygulaması haricinde de sürdürebilme yeteneği kazanır ve karşılacağımız muhtemel stres yaratma potansiyeli olan olay ve/veya kişiler karşısında bu yeni şuur seviyemiz ile orantılı olarak, stres ile  rahatlıkla baş edebilme yeteneği kazanır  ve yukarıda bahsettiğimiz stres kaynaklı hastalıkları da kendimizden uzak tutma gücüne sahip oluruz.
Her gün düzenli meditasyon yaparak, zihnimize ve bedenimize huzuru, sükuneti, sakinliği ve dinginliği kazandırabilir ve böylelikle kendimiz ve kararlarımızdan etkilenen etrafımızdaki herkes için daha çok sevgi, memnuniyet ve tatminle dolu bir hayat yaratabiliriz. Nitekim yarım saat meditasyon yapmak tüm gece uyumaktan çok daha fazla psikolojik dinlenme sağlar.
‘Yükselen Çağ - Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Bütünlüğü Merkezi’ tarafından verilen Primordiyal Sesler Meditasyonu seminerleri sayesinde stres basitçe uygulanan bu teknik ile büyük ölçüde giderildiği için, zihnimiz ve vücudumuz dengelenerek, maksimum verimlilikte çalışmaya başlar ve zindelik halimiz, enerjimiz, yaratıcılığımız ve mutluluk halimiz her geçen gün artmaya başlar.
Meditasyonun sağladığı bu faydaların Harvard Tıp Fakültesi, Massachusetts Institute of Technology, Yale Üniversitesi, Massachusettes  General Hospital’e bağlı olan ‘Benson-Henry Beden ve Zihin Tıbbı Enstitüsü’ vb.  gibi bilim dünyasındaki son derece saygın ve önemli kurumlarca kanıtlanmış olduğu klinik araştırmalardan aşağıda bazı örnekler verilmiştir.
Dünyadaki en itibarlı teknik üniversitelerden biri olan Massachusetts Institute of  Technology  ve Harvard Üniversitesi nörologları tarafından yapılan ve 2011 Nisan’ında ‘Brain Research Bulletin’  isimli dergide yayınlanan araştırma sonuçlarına göre düzenli meditasyon kronik ağrıları olan hastalarda bu semptomların hafiflemesini sağlıyor ve ağrıları yatıştırarak, rahatlatıyor. Düzenli olarak sekiz hafta boyunca meditasyon yapan hastaların beyindeki alfa dalgalarının oluşmasını kontrollü bir şekilde sağladıkları kanıtlanmış. Beynimizdeki alfa dalgaları oluşumu mutluluk, saadet, şükran ve tatminlik hisleri uyandıran yüksek frekanslı birlik bilinci titreşimleridir. MIT nörologlarından Christopher Moore ve Harvard Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Catherine Kerr  ‘Araştırmaya katılan hastaların dikkatlerini odaklama yetenekleri ve bu konudaki farkındalıkları yükseliyor, böylece beyinlerindeki ağrılı alanlarda mahsur kalmadan, konsantrasyonlarını bilinçli olarak yönlendirebiliyorlar’ diyor.
Massachusetts General Hospital’da 20 yıldır yüksek tansiyon programları direktörlüğünde bulunan Dr. Randy Zusman uzun yıllar yazmış olduğu yüksek tansiyonu dengeleyen ilaç reçetelerinden sonra, Boston’da bulunan Benson-Henry Zihin ve Beden Sağlığı Enstitüsü ile beraber yürütmüş olduğu araştırmalardan sonra, yüksek tansiyon hastalarına reçete başında artık meditasyon uygulamasını öneriyor. İlk defa 30 sene önce kardiyalog Herbert Benson tarafından açıklanarak, Harvard Tıp Fakültesinde yüksek tansiyon hastalarına uygulattırılmaya başlanan düzenli meditasyon sayesinde kan basıncı somut bir biçimde düşüyor ve buna orantılı olarak yazılan ilaç miktarları da düşürülüyor.
Harvard Gazette’nin Ocak 2011 tarihli yayınında Harvard Tıp Fakültesi Psikoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Sara Lazar tarafından açıklanan, beyin yapılarının incelendiği Manyetik Rezonans sistemi ile yapılan bu klinik araştırma da iki deney grubu kullanılmış. Bu iki gruptan birisi meditasyon uygulamasına başlanmadan önceki iki hafta boyunca ve düzenli meditasyon yapıldığı sonraki sekiz hafta boyunca Manyetik Rezonans sisteminde inceleniyor. İkinci hiç meditasyon yapmamış olan grubunda aynı sürelerde MR’ları çekiliyor. Massachusetts Üniversitesi ‘Farkındalik Geliştirme Merkezi’ tarafından yürütülen bu klinik araştırma neticesinde öğrenme ve hafıza işlevinin direk bağlı olduğu,  ayrıca öz farkındalık hali, şefkat ve iç gözlem yapabilme yeteneği ile de ilişkilendirilen beyin hipokampındaki gri yapı yoğunluğunda yani sinir hücreleri bağlantıları ve ilişkilerinde artış yaşandığı tespit edilmiş. Nöro-plastisite denilen bu oluşum beynin kimyasının evrimleşme yönünde hızlandığı anlamına gelmekte. Hergün ortalama 27 dakika düzenli meditasyon yapan katılımcılar ile hiç meditasyon yapmayan katılımcıların neticeleri karşılaştırıldığında, meditasyon yapan grubun farkındalık testlerinde çok ciddi somut gelişim gösterdikleri belirlenmiş.
Yale News tarafından 2011 Kasım ayında yayınlanan başka bir araştırmaya göre deneyimli meditasyon uygulayıcıları, otizm ve şizofreni gibi psikiyatrik rahatsızlıklar, dalgınlık hali ve konsantrasyon bozukluğu ile ilişkili olan beyin bölgelerinin devre dışı bırakılmasını başarabiliyorlar. Psikiyatri Ana Bilim Dalı Profesörlerinden Judson A. Brewer  ‘Meditas-yonun farklı hastalıklara karşı fayda sağladığı kanıtlandı. Bunlar arasında sigara bırakmak gibi bağımlılıklardan özgürleşmek, kanser hücreleri ile başa çıkmak, alzheimer ve hatta sedef  haslağını dahi önlediği ispatlandı’ dedi.
Bu araştırmaların orjinal metinlerini incelemek isteyen okuyucularımızın ‘Yükselen Çağ’  web sitesi içerisinde yer alan ‘Bilimsel Meditasyon Araştırmaları’ başlığı içine bakmalarını rica ederiz.


Esenlikle kalınız,
Ayurvedik Yaşam Eğitmeni - N. Ebru Şinik

Tüm Bedenlerimizde Arınma Metotları

Tüm Bedenlerimizde Arınma Metotları

Ayurveda’ya göre insanoğlu tüm bedenlerinde denge ve harmoni içinde olmadıkça bütünsel olarak sağlıklı kabul edilemez. Peki tüm bedenlerimizde denge  ne demektir? Sadece sağlıklı bir beslenme biçimi ve ideal bir rutinde yapılan spor aktiviteleri tüm bedenlerimizde denge yaratmak için yeterli midir?

Bu sorunun  cevabı çok aşikar olarak hayır’dır. Fiziksel açıdan son derece sağlıklı olabilir ama zihinsel kargaşa ya da ruhsal problemlere sahip olabiliriz. İşte o zaman tüm bedenlerimizde bir uyumdan söz etmek mümkün değildir.

Vedik Bilgiler insanoğlunun et ve kemikden oluşan fiziksel bedeni dışında 8 ayrı bedene daha sahip olduğunu  açıklıyor. Buna göre toplam 9 bedenimiz,  3 ana beden altında  yer almaktadır; Fiziksel Beden, Astral Beden ve Ruhsal Beden.

Meditasyon Yaparak ArınabilirsinizMadde ve enerjiden oluşan Fiziksel Bedenimiz;  Kişisel Bedeni, Enerji Bedenini ve Çevresel Bedenimizi kapsamaktadır.

Astral Beden içerisinde yer alan Akıl Bedeninde duyularımız vasıtası ile oluşan duygularımız ile;  ayırt etme yetisi, düşünce, görüş ve inançlarımızın oluştuğu Zihin Bedenimiz ve kendimizi nasıl tanımladığımızı belirleyen Ego Bedeni bulunmakta.

Ruhsal Bedenimiz ise Kişisel Ruh yani Can’ımızı; Kolektif Ruh yani toplumların hafızasında derin iz bırakan yüksek bilinç seviyelerinin etkileri olan arketip enerjileri ve Evrensel Ruh’u, yani inanç sistemimize göre Allah, Tanrı, Brahman veya evrenin saf sonsuz zekası olarak tanımlayabileceğimiz bileşenlerden oluşmaktadır.

Arınma sadece ağzımızdan içeri aldıklarımıza dikkat etmek demek değildir, gerçek arınma sahip olduğumuz tüm bedenlerimizdeki toksinlerin tahliyesi ile mümkün olur. Bunun içinde Fiziksel Bedenin arınması için en büyük önemi arz eden doğru besin seçimleri dışında, zihinsel ve ruhsal detoks yöntemlerinin de eş zamanlı olarak  uygulanması gerekmektedir.

Tüm bedenlerimizde denge sağlayarak, bütünsel anlamda sağlık, zindelik ve esenlik halimizi artırmak ve daha mutlu ve tatmin bir yaşam yaratmak için kadim ilimlerde oldukça basit ama etkili olan yöntemler önerilmektedir. Bu yöntemler gündelik rutine oturtulduğunda mucizevi değişimler yaratırlar. Unutmayın fiziksel dünyayı 5 duyumuz vasıtası ile, duygusal dünyamızı zihnimizin yarattığı hisler ve düşünceler ile ve ruhsal dünyamızı ise birlik bilincine bağlantımız olan Can’ımız ile deneyimleriz. Bu üç ana bedende de daha yüksek titreşimli frekansları hissedip, şuurumuzu yükselterek, deneyimlerimizi farklılaştırmak ve deneyimlerimiz neticesinde fizyolojik ve astral bedenlerimizde oluşan moleküler yapımıza yön vermek bizim seçimlerimiz neticesindedir.


Bütünsel Bir Arınma programının olmazsa olmazı olan üç tane birbirinden güçlü ve etkili gündelik rutin önerisi;


Güne Dil Temizleme Spatulası ile başlamak; Gece boyunca bedenimiz hücresel yenilenmesini yaparken, fiziksel bedendeki tüm serbest radikaller ve toksin maddeleri kalın bağırsaklara ve dilin üzerine göndererek ve terleyerek tahliye eder. Sabah kalktığınız zaman dilinizin üzerindeki beyazımsı veya sarımsı acımsı tat, bedenimizden gece boyunca tahliye edilen toksin maddelerin bir kısmıdır. Bu tabakayı iyi bir dil temizleme spatulası ile temizleyerek güne başlamak uzun vadede yaşam kalitesini yükselten oldukça etkili bir uygulamadır.

Kontrollü Nefes Teknikleri Çalışması; Nefesimiz tüm bedenlerimiz arasındaki en önemli bağlantı mekanizmasıdır. Nefes, hayatımızın birçok katmanıyla bütünleşmiştir. Nefes, bulunduğumuz ortam, solunum sisteminiz, sinir sistemimiz, endokrin sistemimiz, zihnimiz ve vücudumuzdaki her bir hücre ile eşzamanlı olarak zihinsel, duygusal ve ruhsal bedenlerimizle de senkronize hareket eder. Dolayısı ile gün içerisinde 10 dakika ayırarak, yaşam kalitemizin hangi niteliklerini yükseltmek istiyorsak, o niteliklere hizmet eden kontrollü nefes egzersizleri hem fiziksel, hem duygusal ve hem de ruhsal sağlığımıza ciddi katkıda bulunacaktır. Unutmayın ki, kontrolsüz ve bilinçsizce nefes alıp vermek depresyon, sinir, gerginlik ve saldırganlık yaratır. Kontrollü nefes ise sağlık ve neşe getirir. Büyük bir çoğunluğu burundan alınıp, burundan verilen Kadim Nefes Teknikleri aracılığı ile bedenimizi ve zihnimizi sakinleştirecek, dengeleyecek, arındıracak ve canlandıracak şekilde çalışmasını denetleyebilir ve tüm bedenlerimizde uyum yaratabiliriz.

Kadim Nefes Teknikleri seminerlerinde 10 farklı nefes tekniğini basitlikle öğrenerek, ihtiyaç duyduklarınızı hayat boyu rahatlıkla uygular ve bazılarının faydalarını anında, bazılarının ise çok kısa bir zaman içerisinde deneyimlersiniz. Eğer bu tarz seminerler yaşadığınız çevrelerde düzenlenmiyor  ise, en azından  internet üzerinden Nadi Shodhana isimli tekniği araştırarak, gündelik olarak uygulamanızı öneririm. Alternate Nostril Breathing olarak da bilinen bu teknik özellikle zihinsel detoks için mükemmel bir seçim olacaktır.

Hergün 30 dk Meditasyon Uygulaması; Yüzyılımızda strese karşı en etkili panzehir olarak nitelenen Meditasyon, bilimsel bir zihni dinlendirme tekniği ve derin bir şifa yöntemidir. Günümüzde çok popüler olan bu kelime çoğunlukla yanlış anlaşılmakta ve hatta yanlış uygulanmaktadır. Meditasyon 5 duyuyu izole ederek  zihnin ötesine, saf ve sonsuz bilincin bulunduğu alana girmektir. Bu alan gerçek benliğimizin yuvası olan sonsuz olasılıklar alanı’dır. Meditasyonda gap dediğimiz bu alana niyetlerimiz doğrultusunda girip çıkarak yaşamımıza tüm ihtiyacımız olan şifa, yaratıcılık, ilham, huzur ve bilgeliği çekeriz. Uluslarası bilim kurumlarınca yapılan klinik araştırma neticelerine göre, meditasyon her gün düzenli uygulandığı takdirde başlıca aşağıdaki faydaları sağlamaktadır;

  •     Stresi giderir
  •     Fiziksel, zihinsel ve duygusal detoks yapar
  •     Kaygı, endişe ve muhtelif korkuları azaltır
  •     Uyku kalitesi artar
  •     İlişkileri iyileştirir, geliştirir
  •     İç huzuru kazandırır
  •     Yaratıcılığı ve sezgileri uyandırır
  •     Odaklanma yeteneğini artırır, konsantrasyonu güçlendirir
  •     Yüksek tansiyonu indirir
  •     Kan basıncını azaltır, kalp çarpıntısını hafifletir
  •     Bağışıklık sistemini güçlendirir
  •     Yorgunluğu giderir
  •     Daha az yargılayıcı olmanızı sağlar
  •     Yaşlanma karşıtı (anti-aging) hormonları  salgılanır (DHEA)


Unutmayın, meditasyonu sadece stres ile başetmek ve rahatlamak için yapmıyoruz. Meditasyonu beyin nöro-plastisitesi başlatarak bilincimizi yükseltmek ve meditasyon öncesi yapacağımız niyetlerimiz doğrultusunda yaşamımızın dizginlerini elimize almak için de yapıyoruz. Bu sebeple meditasyon öğrenirken, beyin nöro-plastisitesini başlattığı kanıtlanmış olan mantra tekniklerini öğrenmenizi öneririm.

Esenlikle kalınız,
Ayurvedik Yaşam Eğitmeni - N. Ebru Şinik

Tabiatın Ritmine Uyum Sağlayarak Sağlıklı Kalın

Tabiatın Ritmine Uyum Sağlayarak Sağlıklı Kalın


Kadim bir şifa sistemi olan Ayurveda’da doğa ile uyumlu yaşamak, kendi içimizdeki dengeyi de yakalamak için başlıca prensiplerdendir. Unutmamalıyız ki insanoğlu doğanın bir parçası olarak çevresel bedeni vasıtası ile tüm tabiat olaylarından etkilenir.

Evrenin Ritmini Yakala

Biyolojik fonksiyonlarımızın hepsi tabiat döngüleri ile sürekli bir enerji ve enformasyon alışverişinde bulunurlar. Her hücremiz, her dokumuz, bedenimizdeki tüm ritim ve sistemler tabiatta yaşanan döngülere uymak üzere programlıdırlar. Eğer içsel ritmimiz tabiat ritmi ile uyum içerisindeyse kendimizi canlı, enerjik, sağlıklı ve mutlu hissederiz. Eğer içsel ritmimiz,  gündelik rutinlerimiz  içinde yaşadığımız tabşat koşulları ile uyumlu değilse, hem fiziksel, hem de zihinsel olarak rahatsızlıklar oluşmaya başlar.

Ayurveda Uyumu - Tabiatla Uyum İçinde Yaşayın, Şifalanın.

Yaşam, aktivite ve dinlenme arasında geçen bir döngüdür

İnsanoğlu evrenin bir ifadesi, tabiatın bir parçası olduğu üzere, tabiatın tüm döngü, ritim ve değişiklikleri tarafından yönlendirilmektedir. Dünyaana üzerinde var olan tüm hayvanlar, tüm bitkiler özetle tüm canlılar aşağıda sıralanmış bu ritimler tarafından yönetilmektedir.

Yaşam akışımız;

  • Dünyanın 24 saat içerisinde kendi ekseninde dönmesi ile oluşan gece ve gündüzün oluştuğu Sirkadiyen döngü
  • Ay’ın dünyanın etrafını bir ayda dönmesi ile oluşan Lunar (kameri) döngü
  • Dünyanın kendi ekseninde dönmesi ile aya yakınlaştığı noktalarda oluşan kütlesel yerçekimin bedenimiz dahil, dünyadaki tüm sıvılar üzerinde yarattığı med ve cezir etkisi
  • Dünyanın güneş etrafında 12 ayda dönmesi ile oluşan Mevsimsel döngüler tarafından yönetilmektedir. Bu döngülerin hepsi  fiziksel, zihinsel ve duygusal esenlik halimize bir çok seviyede etki eder.

Gündelik Rutinlerin Dönüştürme Gücünü Basitlikle Kullanın

Aşağıda okuyacağınız ayurvedik günlük rutin önerilerin bazıları size zaten bildiğiniz şeyler gibi gelsede, bunları aynı diş fırçalamak gibi hergün düzenli olarak uygulayıp, rutin hale getirdiğiniz takdirde fiziksel ve zihinsel bedenlerinizde oluşacak ivmenin sizi şaşırtacağına eminim! Unutmayın, en uzun yolculuklar bile tek bir adım ile başlar.

Sabah 06.00 – 10.00 arası

Dilüstü Temizliği: Sabah ilk iş dil üstünün dil spatulası ile temizlenerek, gece boyunca dilimizin üstünde birikmiş olan toksinlerden arının

Fiziksel Detoks: Bir bardak ılık suya bir çorba kaşığı organik elma sirkesi  veya yarım limon suyu ekleyerek içerek, fizyolojinizi işe yaramayan bedensel atıkların tahliyesi için uyarın

Bağırsak Temizliği : Tuvalete gidin ve sindirim sisteminin boşaltımını gerçekleştirin

Zihinsel Detoks için Meditasyon : Zihinsel Dengeniz için her sabah 20 dakika meditasyon yapın

Omurga Sağlığı : Kasları hem esnetip, hem de çalıştıracak olan yoga, pilates, yürüyüş, denizde yüzme  gibi fiziksel bir aktivitede bulunun

İçinizdeki Şifa Gücünü Uyandırın : Duş alarak, bünyenize uygun organik bazlı aromatik yağlar ile bedeni okşayarak masaj yapın.

Kahvaltı
Günlük iş aktivitelerinin başlaması

Öğlen 10.00 – 14.00 arası

Gündelik Aktiviteler

Öğle Yemeği : Hazım sisteminin en güçlü çalıştığı saatler, güneşin en tepede olduğu 12.00 -13.00 saatleri aralığındadır. Bu sebeple günün en güçlü öğününün bu saatler arasında yenecek öğle yemeği olması önerilir.

Sessiz Alanlar Yaratma : Her yemek sonrası 5 dk. boyunca kimse ile konuşmadan sessizce oturarak vücudunuzdaki içsel hareketi ve duyumsamaların farkına varın.

Sindirime Yardım Et : Sessizliğin gücünü farkına vardıktan sora, sindirimi kolaylaştırmak için 5-15 dakika arasında bahçede, parkta, ofiste, evde veya terasta yürüyün

Öğleden Sonra 14.00 – 18 .00 arası

Gündelik Aktivitelere devam

Zihinsel Detoks Meditasyon : Güneşin batmasına yakın, akşam yemeği öncesinde, 20 dakikalık günün ikinci meditasyonu sizi oldukça rahatlarak, aynı zamanda dinginleştirecektir de.

Akşam 18.00 – 22 .00 arası

Akşam Yemeği : 30 – 20.00 arasında yenilecek ölçülü bir akşam yemeği sonrasında karanfilli ve tarçınlı sıcak bitki çayları önerilir.

Sessiz Alanlar Yaratma : Akşam yemeği sonrasında da 5 dk. boyunca kimse ile konuşmadan sessizce oturarak vücudunuzdaki içsel hareketi ve duyumsamaların farkına varın.

Sindirime Yardım Et : Sessizlik sonrası sindirime destek vermek üzere 15 dakika kadar dışarı çıkıp yürüyün, aynı zamanda temiz havayı ciğerlerinize doldurun.

Vücut Ritminizi Düşürün: Rahat ve derin bir uykuya hazırlanmak üzere,  sakinleştirici ve içinizde mutluluk duyguları uyandıran müzikler dinleyebilir, ilgi çekici bir kitap okuyabilir ya da sizi keyiflendiren bir film izleyebilirsiniz.  Bu saatlerde uykunuzu kaçıracak ağır zihinsel aktivitelerden kaçının.

UYKU SAATİ – 22.30

İçinizdeki Şifa Gücünü Uyandırın : Sizi deliksiz bir uykuya hazırlayacak olan ılık bir duş yaparak, bünyenize uygun organik bazlı aromatik yağlar ile bedeni okşayarak, masaj yapın.

Aromaterapinin Gücünü Keşfedin: Kokuların zihniniz üzerindeki muhteşem gücünü kullanın. Yatak odanıza yerleştireceğiniz buhurdanlıkta gevşeten, rahatlatan, dinginleştiren ve dengeleyen organik saf uçucu yağlar olan lavanta, sandal ağacı, portakal gibi çiçeksi, meyvemsi, ılık, tatlı ve ekşi aromalar kullanın.

Hücresel Yenilenmenizi Başlatın: 30 civarı ışıkları kapatarak uykuya hazırlanmanız, fiziksel bedende hücresel yenilenme ve tahribatları onarma sürecini başlatırken, en çok karanlık bir ortamda uyurken salgılanan Melatonin hormonunun da üretimini yükseltmeye başlayacaktır. Klinik araştırmalar neticesinde melatonin hormonunun, mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin düzeyleri ile ilişkili olduğu ispat edilmiştir.


Esenlikle kalınız,
Ayurvedik Yaşam Eğitmeni - N. Ebru Şinik