RSS

Etiketler 'Sağlıklı Yaşam'

Gerçek bir Ayurvedik Detoks Deneyimi


AYURVEDİK DETOKS
seyahatini bir yıldır sabırsızlıkla bekliyordum.

Daha önce Amerika’daki Chopra Center Üniversitesi’nde Panchakarma detoksu yapmıştık zorunlu olarak ama bu dünyada bilinen en eski ve etkili doğmuş olduğu topraklarda en otantik şekilde deneyimleyecek  olmak  beni oldukça heyecanlandırmıştı.

SRI LANKA  Hint Okyanusu’nda, Hindistan’ın ucunda yer alan bir ada. Bölgeyi bilenler bu ada için Hindistan’ın minyatürü ve çok daha temiz ve hijyeniği demişlerdi; ayrıca yemekleri de çok  lezzetliymiş. Bize detoks süresinde ne kadar lezzetli menüler sunulacağı ile ilgili şüphem vardı ama genede müthiş köri soslu yemekleri duyunca ağzım sulanmış ve umutlanmıştım.

Sri Lanka’nın başkenti Colombo uçağına bindiğimizde izleyeceğimiz hava güzergahı ile ilgili pek bir fikrim yoktu.

Meğer uçağımız Colombo’dan önce, Maldiv’lerin başkenti Male havalimanına uğruyormuş. Maldivler’e de daha önce hiç gitmemiştim. Okyanus üzerinde birden bire tarif edilemez güzellikteki Maldiv Adalarını görmeye başlayınca çok şaşırmış ve adeta büyülenmiştim. Uçaktaki herkes pencerelerden Hint Okyanusu üzerindeki kocaman mücevherler gibi parlayan, irili, ufaklı incilere benzeyen adalara bakmaya çalışıyordu.

Havadan Colombo’ya yaklaştığımızda ise Sri Lanka adasının yeşilliğine inanamadım... Daha önce de yeşili bol memleketlere gitmiştim  ama hayatımda hiç bir yerde yeşilin bu kadar tonunu ve çoğunu  görmemiştim. İçimi büyük bir heyecan daha kaplayıverdi, nasıl  bir adaydı bu böyle? Daha uçaktan inmeden tatil büyük bir  keyif ile başlamıştı.

COLOMBO’ya indiğimiz gibi ülkenin en iyi Ayurvedik Resort’larından olan Barberyn Reef Resort’un yetkilisi bizi karşıladı ve yola koyulduk. Gideceğimiz yer Colombo’dan 2 saat araba uzaklığında Beruwela bölgesinde, okyanus kıyısında  bir klinik idi. Yol boyunca otantik evler, yerel işletmeler, ülkemizde yetişmeyen onlarca farklı ekvator kuşağı meyve çeşidinin olduğu rengarenk manavlar ve halkın gündelik  hayatını izleme fırsatımız oldu. Tabii bu arada ilginç  manavlardan birinin önünde durarak Thambili dedikleri Baby Coconut’ların, yani henüz tam olgunlaşmamış Hindistan Cevizlerinin tadına baktık. Kabukları henüz sarı olan bu Hindistan Cevizlerini tepe kısmından, pala ile tek vuruşta  vurarak açıyorlar ve içine bir pipet yerleştiriyorlar. Önce içindeki o taze Hindistan Cevizi suyunu içiyorsun. Daha sonra aynı mini pala ile meyveyi kalın kabuğundan ikiye ayırıp, kabuğunun ufak bir parçasından mini spatula yapıyorlar ve bu mini kaşık ile meyvenin içindeki henüz jöle kıvamındaki  Hindistan Cevizini sıyırarak yiyorsun. Adeta bir serum  niteliğinde olan bu Baby Hindistan Cevizleri için sağlık ve gençlik iksiri deniyor. Tadı muhteşem!

Aynı şeyi ertesi gün  öğledensonra otelin barından talep ettiğimizde ise barmen bize servis yapamayacağını söyleyerek, saati ve havanın durumunu sebeb olarak gösterdi. Meğer Baby Coconut’ın sadece güneşli havalarda ve öğlen 13.00’den önce içilmesi gerekiyormuş. Yoksa faydası olmaz başağrısı ve bitkinlik yapabilir dedi. İşte dedim içimden, doğanın ritimleri ile uyum içerisinde yaşamak bu olmalı! Tam bir Ayurveda Merkezine gelmiştik.

Otele akşamüzeri giriş yaptık ve resepsiyonda ertesi sabah 09.00’da Ayurveda doktorumuzla ilk konsültasyonumuz olduğu bilgisi verildi. Odamız okyanus kıyısında çok ilginç yemyeşil ağaçların bulunduğu, kendi verandası olan, lüksten uzak fakat tertemiz adeta sabun kokan, sonderece otantik bir Beach Villa’ydı. Colombo’ya inerken uçağın penceresinden ülkeye bakarken de aynı şeyi düşünmüştüm. Bugüne kadar gezdiğim ülkeler arasında bu kadar yeşilini görmemiştim. Muson yağmurları ve sıcak iklim toprağın her bir cm2’sinde envayi çeşit bitki ve ağaçların yetişmesi için mükemmel bir ortam sağlıyordu.

Odamızın etrafı Mangrove isimli nerdeyse her dalından kök salan, ekvator iklimine ait görkemli ağaçlar, şemsiye büyüklüğünde yaprakları olan bitkiler ve Hint Okyanusu ile çevriliydi. Ayrıca verandamızın tam karşısında kayadan uzunlamasına heybetli bir adacık yer alıyordu. Bahçede onlarca sincabın cirit atması ise cabasıydı. Sincaplar bu otelin maskotlarıydı sanırım ve kafanızı çevirdiğiniz her yerde bir kaç tanesini kovalamaca oynarken görüyordunuz.

Ertesi sabah 07.00’de kalktık ve kahvaltı salonuna gittik.

Ooo, açık büfe vardı, şaşırmıştık. Büfeyi gezmeye başladığımızda çok da alışık olmadığımız bir kahvaltı menüsünden oluştuğunu anladık. Egzotik meyveler, pirinç unundan yaplmış son derece lezzetli pide ve mini gözlemeler, bizim pasta süsü olarak kulladığımız rendelenmiş hindistan cevizinden acuka tarzı acılı ekmek üstü ezmeleri, duru sebze çorbaları gibi son derece sağlıklı ve kesinlikle doyurucu bir renk cümbüşünden oluşan zengin bir büfeydi benim için... Yumurta, peynir, zeytin ve domatesten ise eser yoktu... Meğer domates ve yumurta orada kullanılan bazı bitkisel iksirlerin etkisini azalttığı üzere domatesi hiç kullanmıyorlar, yumurtayı da haftada bir, bilemedin iki defa servis ediyorlarmış. Çok isteyenler içinse dilimlenmiş tost kaşarı tarzı bir taze kaşar peynir çeşidi ile tadı hiç zeytine benzemeyen bir yeşil zeytin dışında Türk Kalvaltısının çay esintisi bile yoktu menüde tabii. Çay servisi olarak  herkesin masasına özel, benim bayıla bayıla içtiğim bitki ve baharat karışımlarından servis yapılıyor. Hepsi damak tadıma uygun, hafif  çaylar. İlk sabah bize kakule çayı ikram ettiler; yapması çok basit. Porselen bir demlik içerisine tepeleme bir çay kaşığı toz kakule üstüne, kaynar suyu döküp, 5 dakika demlenmesini bekliyorsun, bu kadar. Mideyi rahatlattığı gibi ekstra mide gazı gibi sindirim sorunlarına da çok iyi geliyor.

Kahvaltı sonrası doktor randevumuza gittik. Klinik girişi bahçe içerisinden büyükçe bir resepsiyon masası önünden yapılıyor. Resepsiyonda  güleryüzlü ve işlerini gayet büyük bir ciddiyetle yaptığı belli olan orta yaşın üzerlerinde  Bay Anton ve Bayan Gayanni Kumari duruyor. 1000 farklı bitkinin yetiştirildiği, 1374 farklı medikal bitki karışımının yapıldığı,40 farklı iksir ve 450 farklı medikal yağın imal edildiği Barberyn Reef Resort’da otel personeli hariç,  sadece klinikte  Dr. Mangala Kumara  yönetiminde 70 terapist ve doktor hizmet veriyor. Anlayacağınız epey büyük bir klinik.

Hemen bizi bahçeye kapısı açılan Dr. Madhavi De Silva’nın  yanına aldılar. Bayan Madhavi  geleneksel ve zarif Sri Lanka  giysileri içerisinde genç, güleryüzlü bir bayan. Nabız  atışlarımızdan ayurvedik bünye tipimizi kontrol etti. Biz bünye  tiplerimizi haliyle benim eğitimimden ötürü biliyorduk elbette,  ama hiç sesimizi çıkarmadık. Yaşam tarzımızı, beslenme  tercihlerimizi, gündelik hayatımızda bizi rahatsız eden bir  fiziksel belirti olup olmadığı dahil 1 saat boyunca önce bana,  sonra eşime kısaca oraya geliş amacımıza dair detaylı bir  sohbet yaptık.

Hamdolsun herhangi bir hastalıktan ötürü değil, sadece Koruyucu Tıp’dan faydalanmak adına detoks yapalım, dokular ve hücresel bazda toksinlerimizden arınalım, gençleşelim, yenilenelim amacıyla gelmiştik buraya. Dr. Madhavi görüşme neticesinde  klinikte bizimle ilgilenecek sağlık  terapistleri ve restoranda görevli garsonlar için ikimiz içinde ayrı ayrı uzun notlar yazdı ve bize hemen oda kapısının  yanındaki, üzerinde oda numaraları olan küçük bölmelerden oluşan bir dolabı gösterdi.

Hergün 15.00’de bu dolaba klinikte  herkes için hazırlanmış özel iksir ve toz karışımları şişeler ve zarflar içinde bırakılıyordu ve bizde bırakılan ilaçları alarak, zarfların içinde yazılı olan saatlerde tüketmekle mükelleftik. Ve hergün saat 14.00’de klinikte 1,5-2 saatlik şahsa özel  terapiye girecektik. Oldukça heyecanlanmıştım.

Meşhur  Ayurveda Masajı olan, bayıldığım, Abhyanga masajının nasıl yapıldığını biliyordum ama terapi esnasında başka neler vardı acaba?

Günlük terapiye gelirken giymemiz üzere verilen bordo renkli  kıyafetleri aldık. Aslında bu kıyafetten ziyade pareo tarzı  kullanılan uzun bir kumaş parçasıydı. Klinik kapısından içeri  herkes ayakkabı ya da terliklerini çıkararak, yalın ayak olarak, içine sadece alt iç çamaşırını giyerek, üzerine de bu bez parçasını bağlayarak girebiliyordu. Saat 14.00’de önce akupunktur salonuna gitmemiz söylenmişti. Bahçeden girişi olan bu büyükçe salonda yanyana sedyeler duruyordu ve içeri girerken sedye üzerine sermek üzere herkese ufak bir çarşaf veriliyordu. Çok uzun yıllar önce kronik kabızlık ile ilgili akupunktur seanslarına gitmiştim ve oldukça faydasını görmüştüm. Ama nerdeyse 18-20 yıl geçmişti üstünden, akupunkturun nasıl bir his olduğunu unutmuştum. Uzandım ve geleneksel Sri Lanka kıyafetli uzun boylu bir bayan olan Dr. Ayachana gelerek vücudumdaki 6 noktaya iğne yerleştirdi. Cildime yerleştirilirken sinek ısırığı kıvamında hissettiğim iğneler sayesinde 5 dk. sonra çok ama gerçekten çok derin bir uykuya dalarak, yarım saat sonra doktor tarafından uyandırıldım. Hergün böyle yarım saatlik derin bir şifa uykusuna yatırılacaktım demek ki.

Oradan çıktıktan sonra klinik ana girişine yönlendirildim tekrar  ve beni beyaz gömlek üzeri  mutfak önlüğü modeli tarzında buz  mavisi, tertemiz elbiseli iki bayan karşıladı kapıda ve elimden  tutarak Abhyanga masajı olacağım odaya götürdüler.  Gayanni Kumari ve  Sakunthala isimli bu iki Sri Lanka’lı bayana içim ısınmıştı hemen.

Abhyanga masajı  "Panchakarma" Detoks’unun en temel uygulamalarından biridir. Ayurveda seminerlerimde hep anlattığım gibi, gece boyunca bedenimiz yenilenme sürecini gerçekleştirir ve vücuttan toksinleri, beden enerjisi elverdiğince, atar. Toksinler bedenimizden 4 yol ile tahliye olur: Dışkı, idrar ve terleme ve dil üzerine yerleşerek. Eğer sindirim sisteminiz zayıf ise sabahları kalktığınızda dilinizin üstünde sarımsı, beyazımsı ve acımsı bir tabaka vardır. İşte bu tabakanın tamamı toksik atıktır. Yükselen Çağ seminerlerine katılanlar gayet iyi bilir, o yüzden sabah kalktığımız gibi ilk iş dil üstündeki tabakayı Dil Toksin Sıyırıcı ile sıyırıp, atarız.

İşte günlük Abhyanga’nın önemi burada devreye giriyor. Vücuttan atılmak üzere bekleyen toksinlerin büyük bölümü cildimiz üstünde, hücreler arasındaki sıvılarda bekler. Bünye tipinize uygun, ılık bitkisel yağlar ile cildiniz üzerinde yapılan masaj hareketleri ile vücuttan atılmaya hazır bekleyen bu toksinler çözülür ve kolaylıkla tahliye olur. Böylece masaj sonrası detoksunuzu oldukça hızlandırmış olursunuz.

Gayanni ve Sakunthala otelde kaldığım süre boyunca hergün bana Abhyanga masajı uygulacak olan sempatik ve her daim güleryüzlü terapistler. Hoş bu ülkede gördüğüm herkes çok kibar, zarif ve nazik. Biz batılılardan çok farklılar... Hergün aynı masaj odasında, aynı bayanlar tarafından karşılanıyorsunuz. Çünkü kişilerin gelişimlerini doktorlar gibi, masörlerde izliyorlar.

Masaja bünyenize uygun ılıtılmış bitkisel yağlar ile kafa bölgesinden başlanıyor. Dik oturur pozisyonda iken kafatasınıza ılık King Coconut Oil, Bhringaraj, Bhrungamalaka vb. gibi bitkilerin yağ karışımları ile 5 dakika boyunca kuvvetlice masaj yapılıyor; sonra sırtınız gene oturur pozisyonda başka bir karışım ılık yağ ile aynı işlemi görüyor. Bundan sonra masaj sedyesine sırtüstü uzanıyorsunuz.

Sedyeye geçtikten sonra 40 dakika boyunca iki bayan tarafından senkronize bir şekilde masaj yapılıyor. Bu senkronize masajda öyle bir uyum yakalamışlar ki, odada iki bayanın olmadığını bilseniz, tek kişi tarafından uygulandığını zannedersiniz kesinlikle. Kollar ve bacaklara aynı ve göbek bölgenize kullanılan yağlar farklı. Bir masaj süresi boyunca vücudunuzun farklı bölgeleri için 3 yada 4 farklı yağ kullanıyorlar. Cam şişeler içindeki yağlar sıcak su kovaları içerisinde ılıtıldıktan sonra vücudunuza sürülüyor.

Bugüna kadar aldığım Abhyanga masajlarından farklı olarak burada ilk defa şu uygulamaya şahit oldum. Vücudunuzun ön tarafı tamamlandıktan sonra sağa dönüyorsunuz ve  vücudunuzun sağ tarafına dokunulmadık bir milim kalmamacasına  masaj yapılıyor, sonra sol tarafınızı dönüyorsunuz ve en son yüzüstü yatıyorsunuz. Yani yağlanmadık, masaj görmedik neredeyse tek bir hücre dahi kalmıyor vücudunuzu kaplayan deride.

Daha sonra içi farklı bitkiler ile doldurulmuş sıcak bohçacıklar ile tüm bedeninize baştan aşağı  kompres yapılıyor, avuç içi dahil...  Bu işlem esnasında bohçacıklardan çok hoş ve şifalandırıcı bir koku salınıyor. Ve sıcak tüm bedeninizi tekrar gevşetiyor. Herkesin  semptompları, ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda bitkilerin karışımları ile hazırlananan bu şahsa özel  bohçacıkların her biri tek kullanımlık. İnanılmaz rahatlatıcı bir fiziksel duyumsama ve zihinsel rahatlama sağlıyor bu işlem, kendinizi mükemmel hissediyorsunuz.

Normal hayatımızda hergün masaj almak hem ekonomik, hem de zamanlama açısından çok mümkün değil. Ama günde 5-10 dakikanızı ayırarak bu işlemi kesinlikle kendi kendinize evde de yapabilirsiniz. Bünyenize uygun masaj yağını bulmak için Yükselen Çağ web sitesinde yer alan "Bünye Tipi Belirleme" Anketi’ni yapabilir ve Hindistan’dan binbir çaba ile getirterek, özenle karıştırdığımız Vücut Bakım Yağlarını ve Abhyanga Masajını nasıl yapabileceğiniz ile ilgili detaylı bölümü web sitemizde bulabilirsiniz.

Abhyanga masajı  sonunda göz sağlığı için bir damla damlattılar ve minik bir bardak içerisinde tadı nar ekşisine benzeyen bir iksir verdiler içmem için.

Sonrasında özel bir bitki bahçesine alındım. Burada vücudumun her bölgesine doktorun yazdığı reçeteye göre ısıtılmış farklı bitkisel öz yağlara batırılmış pamuklarla sarmalandım, yüzüme papaya meyvesinin püresi sürüldü ve gözlerime de birer salatalık dilimi yerleştirilerek, gene  yarım saat boyunca uykuya bırakıldım. Bu bölümde kullanılan bitki özleri yağ ve macun haline getirilmiş halde her an kullanıma hazır bir ısıda tutuluyor. Ayurveda’nın en temel prensiplerinden biri asla soğuk birşey yeyip içmediğiniz gibi, vücudunuzun hiçbir yerine soğuk bir sıvı da sürülmemesi.

Yarım saat sonra güleryüzlü terapistler tarafından nazikçe tekrar uyandırıldım ve vücudumdaki pamuk parçaları alındı, buradan duşların olduğu bölüme götürüldüm. Duşa girerken elinize metal bir mini kapta turuncu renkli bir peeling sıvısı veriyorlar. Sentetik hiç bir madde içermeyen bu bitkisel sıvı ile vücudunuzdaki yağ tabakasını nazikçe temizleyebiliyorsunuz.

Yıkanıp, temizlendikten sonra hemen yan taraftaki bitkisel su banyosuna alınıyorsunuz. Mini odalar içerisinde, sıcak su ile doldurulmuş küvetlerden birise uzandım. İçeri yapılı bir bayan girdi. Elinde içi kahverengi bir sıvı ile dolu galvaniz bir kova vardı.  Bu sıcak sıvıyı küvetin içine boşalttı ve oda çok hoş bir koku ile dolarken, tüm hücrelerim tekrar çok derin bir şekilde gevşeyerek,  rahatladı. Çocukken izlediğim afrika filmlerindeki şişman yerlilere benzeyen bu bayan elindeki galvaniz maşrapayı küvete sokup doldurdu ve omuzumdan itibaren ayak parmaklarıma kadar suyu boydan dökmeye başladı.

15 dakika vücudumdaki meridyenler boyunca yukarıdan aşağı doğru aynı işlemi tekrarladı. Evet detoks kesinlikle böyle bir işlem olmalıydı, o kadar rahatlıyorsun ki, toksinlerin hepsi de rahatlıkla tahliye oluyor. Bu detaylara inanamıyordum. Amerika’da da detoksa gitmiştim fakat bu detayda bir işleme rastlamamıştım. Ayurveda otelinde kaldığım 8 gün boyunca akupunktur, abhyanga masajı ve bitkisel yağlara batırılmış pamuklarla sarmalanma terapileri hergün rutin olarak yapıldı. Bitkisel Su Banyosu ise gün aşırı yapılan bir terapiydi. Bir gün Bitkisel Su Banyosuna girerken, diğer günler Bitkisel Buhar Banyosuna giriyordum.

Bitkisel Buhar Banyosu’nda, kaynayan kazanlardan alınan bitkisel özler, ahşaptan yapılmış olan Buhar Banyosu dolabının altındaki bölümlere yerleştiriliyor. Bu ahşap dolabın üstü delikli yatak şeklinde ve buraya bir havlu üstünde uzanıyorsun. Uzandıktan sonra dolabın üstündeki yarım daire şeklindeki kapağı kapatıyorlar ve altındaki bitki sıvılarının buharı ile terlemeye başlıyorsun. 10 dakika boyunca bitki özlerinin buharı ile tüm bedenden  ciddi bir toksin ter ile atılıyor. 10 dakika da nedir demeyin, bu terapide inanın 10 dakika geçene kadar en az yarım saat gibi geliyor.

Ve bu işlemden sonra gündelik rutininiz tamamlanıyor. İsterseniz 16.30’daki yoga dersine katılabilir veya okyanus kenarında yürüyebilir ya da  bahçedeki muhteşem Mangrove ve Banyan ağaçlarının altında kitabınızı okuyabilirsiniz.

Ben bir gün yoga dersine katıldıysam, diğer gün sahilde yürüyüş yaparak, verandamızda dinlendim. Bütün gün bakımdasın zaten, neyin dinlenmesi diye düşünüyorsanız, detoks esnasında ciddi olarak yorulduğunuzu söylemem lazım. Toksinler vücuttan tahliye olurken bünyenin ciddi bir enerjiye ihtiyacı var ve bu işlem en başlarda oldukça yorulmanıza sebeb oluyor. Bu arada iklim o kadar nemli ki, cildiniz iklimin etkisi ile de, adeta minik bir cilt gerdirme işlemi yapılmış gibi, 3 gün içerisinde ışıl ışıl parlamaya, pürüzleşmeye ve gerginleşmeye başlıyor.

Akşam yemeği servisi 18.30’da başlıyor. Restaurantta her odanın masası oda numarası ile sabitlenmiş. Çünkü konsültasyon esnasında doktorun aldığı notlara göre şahsa özel yemek servis ediliyor. Menü kartlarına garsonların rahatça okuyabilmesi için Sri Lanka yerel lisanı olan Singlais’ce notlar yazılmış. Bu kartlarda masada oturan herkesin ismine göre her öğün ne çayı servis edileceğine kadar detaylı bilgiler yazılmış durumda. Garson menüyü peyderpey servis yaptıktan sonra, birde üstüne Restauranta yemek servisi boyunca gezen son derece sempatik ve de güzel iki Ayurveda doktoru masanızın yanından geçerken sorularınızı yanıtlıyor. Neden bunu yiyorum, bu sebze ne işime yarayacak gibi... Dr. Vidusha  sebzeleri ve etkilerini o kadar detaylı anlatıyor ki, kendimi üniversitede derste gibi hissettirdi bana.

Yemeklerden sonra içmek üzere her masanın üzerinde danışan numarası yazılı, içinde farklı renkli şuruplar olan şişeler duruyor. Bu şurupları yemekten sonra birer kaşık sıcak suya karıştırarak kapanış olarak içiyorsun ve yemeğini bu şekilde tamamlamış oluyorsun.

8 gece, 9 gün boyunca devam eden bu Panchakarma detoksu sonrasında kendimi tam anlamı ile daha hafif, daha dinç ve biyolojik yaşımdan da daha genç hissetmeye başladım. Bu deneyimin bana kazandırdığı en önemli farkındalık ise yediklerime daha fazla dikkat etmem gerektiği oldu. Yediğimiz ve içtiğimiz herşey, soluduğumuz hava dahil duyularımızla algıladığımız herşey fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığımızı direk olarak etkiliyor.

Ne kadar doğru bir seçim yapmıştım Ayurveda okumakla... Yaşam Bilimi manasındaki Ayurveda, kökeni Hindistan’ın Vedik kültürüne dayanan 5,000 yıllık bir doğal şifa sistemi olup, insanoğluna beşeri potansiyelinin üst sınırını gerçekleştirirken, her yönden dengede ve zinde kalmasına yardımcı olan bir bilgelikler bütünü ve bu bilgileri uygulayarak bizzat faydalarını deneyimlemek, kendi bedeninin simya gücünü keşfetmek müthiş zevkili ve motive edici. Barberyn Reef Resort bugüne kadar geldiğim Detoks Merkezlerinin kesinlikle en geleneksel ve profesyoneli. Ayrıca iletişim kurduğum herkes son derece insancıl, kibar, nazik ve güleryüzlüydü. Hiçbir ülkenin halkından bu derece etkilenmedim bugüne kadar. Her kesimden insan bu insani özelliklere sahip. Bu toplumsal bir hafıza sanırım...

Bu detoks tatili ile ilgili sizinle paylaşmak istediğim daha çok konu var ama Pozitif dergisinin sayfalarına bu kadar sığdırabildim. Dokuzuncu günün sonunda otelden büyük bir tatmin duygusu ile ayrılırken, önümüzdeki sene için tekrar gelme planları yapmaya başlamıştım...Barberyn Reef Ayurvedik Health Center Direktörü Dr. Mangala ileBarberyn Reef Resort Ayurvedic Center Direktörü Dr. Mangala ile Heatlh Center'ı gezerken.

İyi Ol Mutlu Ol,

Chopra Center Perfect Health Instructor

Ebru Şinik

Detoks Yaparken Bilinmesi Gerekenler

Ebru Şinik ile Ayurvedik YaşamBugünlerde nereye baksam neredeyse herkes muhtelif  sıvı içecekler ile - Juicing ya da ağır bir diyet ile detoks yapma peşinde...

Bu süreçte fayda görebilmeniz için düzgün bir detoks programının nasıl olması gerektiğini bilmek gerekiyor. Uyguladığınız detoks programının yağ depolarınızdaki toksinleri  kan dolaşım sisteminize doğru hareket ettirerek belirgin problemlere neden olmaması, tam tersine metabolizmanızı toksinlerden temizlemesi gerekir.

Bir kaç ay önce eski bir arkadaşıma rastladım. O da, batıda sadece fiziksel bedendeki arınma işlemi olarak algılanan, moda olan detoks programlarından birisine başlamış ama bir süre sonra işlerin ters gitmeye başladığını farketmiş. Filiz kırk yaşlarına yaklaşmakta olan neşe dolu bir bayan ve nedereyse hayatı boyunca ideal kilosunun hep üzerinde olmuş. Yıllarca muhtelif diyet programlarını denemiş, bir çok kilolar verip, her seferinde tekrar aynı kiloları ve hatta fazlasını geri almış. Problemin uyguladığı programlardan ziyade kendisinde olduğunu düşünen Filiz, sürekli kendini içten içe suçlayan, artık çaresizlikten bıkkın hale gelmiş genç bir bayan. İş yerindeki bir arkadaşının günlük olarak paketler şeklinde adreslere gönderilen  ‘ Yağ Yakan (!)  Sıvı İçecek Detoksu’  sayesinde verdiği  4,5 kilodan esinlenerek, hemen büyük bir şevk ile  dünyada kilo verme programlarında şu anda trend olan bir Sıvı Detoks Paketi  satın almış. Peki Filiz bedeninin alışık olduğu  rutin gıdaları bırakarak ve günlük kalori tüketimini şiddetli bir şekilde azaltarak kilo vermiş mi? Elbette vermiş.

Fakat programa başladığı 2.  haftadan  itibaren kendisini ciddi anlamda mutsuz ve rahatsız eden, şiddetli baş ağrıları, bedenin farklı bölgelerinde ağrılar,  tüm ciltte kızarıklık ile birlikte kaşıntılar gibi başka problemler yaşamaya başlamış.  Filiz’in tüm bu Sıvı İçecek Detoksu süresince farkında olmadığı en önemli konu, ani kilo verme esnasında  hücresel sıvılar ve muhtelif bezlerinde saklanmış ve depolanmış olan toksinlerin, bedeninde serbestçe dolaşıma çıkmış olmasıydı. Ve işin en kötüsü izlediği detoks programında tükettiği gıdaların besleyici nitelikleri, bedenin detoksifikasyon sisteminin çalışmasını destekleyecek miktarda olmadığından, Filiz normal halinden çok daha fazla toksin yüklenmiş bir noktaya doğru sürüklenmişti.  Ve bu semptomlar  böyle bir tabloda son derece tipikti...

İdeal bir detoks programında olması gereken unsurlar nelerdir, bilmek ister misiniz?Organik Beslenme

 İşte size aşağıda detoks sürecinizi harika bir yenilenme ve canlanma sürecine dönüştürecek olan sadece beslenmeyle ilgili olan bölüm maddelerini sıralıyorum;

  • Yüksek Kalitede Protein Kaynaklarını Tercih Edin : 

Neden ?  Proteinden elde edilen amino asit’ler,  enzimler  ve karaciğer detoksunun gerçekleşebilmesi için gerekli  bileşenlerdir.  

Öneri: Börülce, kurufasulye, nohut, mercimek, fındık, ceviz, badem, bakla, barbunya gibi bitkisel protein kaynaklarını tercih edin. Ya da organik olduğundan emin olduğunuz kümes hayvanları ile yumurta ve cıva içerme ihtimali düşük olan küçük - yağlı balıkları.

 

  • Yeterli Besin Maddesi Tüketin : 

Neden?  Toksinlerden arınmak oldukça karmaşık bir  süreçtir.  Bu süreç esnasında beden bir dizi vitamin, mineral ve diğer besin gruplarından faydalanır.

Öneri:  B-complex vitamini alın, içinde methylcobalamin ve methylfolate bulunmasına dikkat edebilirsiniz.  Besleyici özelliği yoğun olan taze ve renkleri canlı ve parlak sebze ve meyveleri tüketin.

 

  • Sebzelerden Turpgillere  Öncelik verin :

Neden?  Bu familyadaki sebzeler karaciğer detoksunu ve östrojen değişimini destekler.

Öneri:  Brokoli, karnabahar, brüksel lahanası, lahana, koyu renkli yeşillikler tüketin. Bu sebzeleri çiğden değil, her zaman hafif pişirerek tüketin. Çünkü turpgiller,  tiroid hormonunun çalışmasını azaltan etkileri içerirler.  Bu tür iyot eksikliği yaşayan kişilerde turpgillerin  işirilerek tüketilmesi bu sorunu en aza indirgeyecektir.

 

  • Antioksidan açısından Zengin Besinleri Hatırlayın  :

Neden?  Çok aşamalı olan detoks süreci boyunca,  koruyucu besin maddeleri tarafından bariyer oluşturulmadığı takdirde, bedenimiz zarar verici toksik metabolitler oluşturabilir.

Öneri:

Vitamin C açısından zengin besin grupları ile magnezyum, selenyum takviyeleri  ve besleyici özelliğinden ziyade,  bedeni hastalıklardan korumakla görevli olan güçlü fitokimyasalları barındıran
sarmısak, soğan, meyve ve koyu ve parlak renkli sebzeleri  her menünüzde bulundurun. Ayrıca enginar, zerdeçal ve kişniş silymarin içerir. Silymarin karaciğer detoksunu destekleyici bir antioksidan olup, en fazla devedikeni’nden elde edilir. Milk Thistle adı altında satılan bu öz karışımı piyasadaki itibarlı markalarda bulabilirsiniz.

Önemli Not: Farkettiyseniz detoks süresince karaciğer temizliği ön planda tutuluyor. Bunun ana nedeni karaciğerin vücudun detoks organı olmasıdır. Karaciğer vücudumuza giren 5 binden fazla zararlı maddeyi süzerek temizler. Karaciğer çalışmazsa kanda zararlı maddeler olan toksinlerin oranı artar. Bu da kalp, beyin ve böbrek gibi önemli tüm diğer organlarımızı çalışmaz hale getirir. Karaciğer ayrıca hormonlarımızı da olması gereken düzeylerinde tutar. Örneğin, şekerin vücudumuzdaki seviyesini karaciğer ayarlar. Yani karaciğerimiz iyi çalışmıyorsa diyabet ortaya çıkar. Ya da karaciğer vücutta östrojen hormonunun fazlasını yıkamadığında, erkeklerde dişilik hormonlarının sağladığı meme gibi uzuvlarda büyüme başlar.

  • Bolca Temiz ve Canlı Su İçin :

Neden?  Detoks sürecinin en önemli bölümlerinden diğeri de toksinlerin idrar ve ter yolu ile bedeni tahliye sürecidir. Aşırı sıvı kaybı sebebi ile bedeninizde daha fazla toksin yüklemesi olacağını unutmayın ve amacınıza erişmek için en az 1,5-2 litre saf suyun (çay, kahve, meyvesuyu  vb. sayılmaz) bedeninizde akmasına izin verin.

Öneri:  Plastik şişelerde saklanan suları tüketmekten kaçının. Suyu cam şişede satın alın veya  ormanlardaki canlı su kaynaklarından temin ederek, tüketmeyi tercih edin.  Hiç birisini yapamıyorsanız  evdeki plastik damacanadan cam sürahiye  ve iş yerinde içmek üzere kullandığınız cam ya da seramik mataranıza doldurduğunuz suya hoş melodili müzikler ( klasik müzik, mantra müzikleri, doğa sesleri vb.) dinlettikten ve/veya  niyetlerinizi de yükledikten sonra suyu içiniz.

Detoks Süresince Uzak Durmanız Gerekenler

  • Alkol, tütün,  reçetesiz ilaçlar ve uyuşturucu kategorisine giren haplar
  • Kafein. Kafein karaciğer tarafından metabolize edilse de, alımını azaltmak detoks süresine ciddi destek olur. Eğer kafeini günlük olarak büyük oranlarda tüketmeye alışıksanız,  başağrısı gibi semptomlar yaşamamak için kademeli olarak azaltınız. Eğer kahve içmeye devam edecekseniz organik olanını tercih ederek ( decaf değil), az tüketmeye özen gösterin.
  • Doğal olmayan hiç birşey tüketmeyin. Bir şeyi yemeden önce ‘ 100 sene önce bu gıda maddesi doğada var mıydı ‘ diye düşünün ve yemeyin.
  • İşlem görmüş, rafine edilmiş, genetiği ile oynanmış besinlerden uzak durun. Paket içerinde olan ve besinin orjinal şeklinde bulunmayan her yiyecek maddesini reddedin ve alışveriş esansında almayın.
  • İşlenmiş şeker ve her türlü suni tatlandırıcıdan da uzak durun.  Pekmez, hurma, bal, palmiye şekeri, akçağaç şurubu gibi doğal tatlandırıcıları da fazla kullandığınız takdirde, yüksek fruktoz miktarı sebebiyle karaciğere stres oluşturabilir, unutmayın.

Esenlikle kalınız,
Ayurvedik Yaşam Eğitmeni - N. Ebru Şinik


Not: Detoks Yaparken Bilinmesi Gerekenler Yazısı Ebru Şinik Tarafından Asia Spa Dergisi Ekim | Kasım 2015 Sayısı için kaleme alınmış ve yayınlanmıştır.

Beyin Nöroplastisitesi Nedir? Yaşamımızı Nasıl Etkiler?

Meditasyon entellektüel bir uygulama olmadığı halde, zihnimizin bu tekniği ve etkilerini ayrıntısı ile bilimsel açıdan anlaması ve ikna olması pratiğin sürdürülebilirliği açısından son derece önemlidir.

Meditasyonun beden, zihin ve ruh sağlığımız üzerindeki olumlu etkileri uluslararası saygınlığı olan birçok bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır.

Meditasyon Yaparak Beyninizi GüçlendirinHarvard Tıp Fakültesi, Massachusetts Institute of Technology, Yale Üniversitesi, Massachusettes  General Hospital’a bağlı olan "Benson-Henry Beden ve Zihin Tıbbı Enstitüsü" gibi bilim dünyasındaki önemli kurumlarca yapılan bu araştırmaların bir çoğu nöro-plastisite değişimini kanıtlayan araştırmalardır. Bu araştırmalara göre düzenli meditasyon ile beyindeki nöronların birbirleri ile bağlantı şekilleri ve ilişkileri evrimleşme yönünde hızlı bir değişim göstermekte ve bununla beraber beynin kimyası da değişmektedir. Yani düzenli meditasyon zihnimizin çalışma şeklini değiştirmektedir.

Plastisite terimi yunancada “plaistikos” kelimesinden kaynaklanır ve biçimlendirmek, şekil vermek anlamına gelir. Nöroplastisite özetle merkezi sinir sisteminin çevresel değişimlere uyum gösterebilme yeteneğidir. Nöraplastisite beynin öğrenme, unutma ve hatırlama yeteneklerine işaret ederek, beyindeki nöronlar ve oluşturdukları sinapsların vücudun içinden ve dışından gelen uyaranlara bağlı olarak gösterdikleri yapısalsal ve işlevsel değişiklikleri kapsar.

Nöraplastisite sürecinde, uyarılan bir nöron çevresindeki diğer nöronları uyararak, onlarda da plastik değişimlere sebep olmaktadır.

Stres, Nöroplastisite ve Fiziksel & Zihinsel Hastalıkların Oluşumu

Meditasyon ile ilgili bilimsel saygınlığı olan kurumlarca yapılan klinik araştırmalar neticelerine göre  depresyonun oluşumunda beynin nöroplastisite kapasitesindeki yetersizliğin rol oynadığı oldukça önem kazanmıştır.

Stres, santral sinir sistemini etkileyen en önemli uyaranlardan birisidir. Kronik stres altında beynin uyum gösterme yeteneğinde çeşitli düzeylerde yetersizlik oluşabilir. Böyle bir yetersizlik nöronlarda olumsuz yeniden yapılanma sonucu başta depresyon olmak üzere çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir.

MeditasyonBeyinde nöroplastik değişikliklerin görüldüğü başlıca bölgeler korteks, septum, amigdala ve hipokampustur. Hippokampüs limbik sistemin bir parçası olup duygu, hareket ve hafıza gibi birçok işlevin genel merkezidir. Hipokampüs öğrenme ve bellek gibi bilişsel işlevler için sürekli olarak yeni nöronlar üretir. Hipokampüs, fazla sayıda adrenal steroid reseptörü içerir ve stres hormonlarının etkilerine oldukça duyarlıdır. Kronik stresin beyinde sinyal ileti yolaklarında bozulmaya neden olarak nöroplastisiteyi etkilediği, hipokampüste nöronal atrofi ve hücre ölümüne yol açtığı gösterilmiştir. Ayrıca stres, hipokampüste nöronların hayatta kalabilmelerini ve çoğalmalarını da baskılayabilir. Özetle stres nöral kök hücre oluşumunu ve sinaptik plastisiteyi olumsuz olarak etkileyen en önemli etkendir.

Tüm bu veriler ışığında yapılan klinik araştırmalar neticesinde düzenli meditasyon yapan insanların stres ile çok daha rahat baş edebildikleri ve stresli durumlar içerisindeyken meditasyon yapmadıkları dönemle karşılaştırıldığında eskisi gibi etkilenmedikleri gözlemlenmektedir. İşte bu sebep ile meditasyon  bilim otoriteleri tarafından  yüzyılımızda bilinen en etkin Strese Karşı Panzehir uygulaması olarak adlandırılmaktadır.

Düzenli meditasyon sayesinde yaşanan bilinç açılımları kişilere daha sağlıklı bir beden, daha sevgi dolu ilişkiler, büyük başarılar, koşulsuz huzur alanları ve ruhani bir uyanış sağlamaktadır. Meditasyonla içimize yapacağımız keşif sayesinde yaratıcılığımız, şifalanmamız ve dönüşüm sürecimiz uyanır; gerçek doğamızı keşfederek, yaşamlarımızda bütünlük hafızasının yeniden canlanmasına olanak veririz.
 
Meditasyon bizi şüphe, kaygı ve yargılamaların yarattığı zihinsel hapislerden kurtararak, yükselmiş bilinç seviyelerinin sağladığı o dingin alana götürür. O alanda gerçek tabiatımız olan huzuru, an’da yaşamayı  ve yüksek yaratıcılık niteliğimizi tekrar hatırlarız.
 
Günde iki sefer yarımşar saatten uygulayacağımız Primordiyal Sesler Meditasyonu, çok etkili bir mantra meditasyon tekniği olup, yaşamlarımıza denge, şifa ve dönüşümü getirecek olan bütünlüğü, tamlık hissini deneyimlememize olanak verir.

Yaşamımızı her manada olumlu yönde etkileyecek, entellektüel zekamızın anlam veremeyeceği şekilde hayatlarımızı dönüştürecek, uygulaması son derece basit bu tekniği öğrenmek ister misiniz?


Kaynakça:

1. Super Brain – Deepak Chopra & Rudolp Tanzi / Thorndike Press
2. Lazar, S. W., Kerr, C. E., Wasserman, R. H., Gray, J. R., Greve, D. N., Treadway, M. T.,& Fischl, B. (2005). Meditation experience is associated with increased cortical thickness. Neuroreport, 16(17), 1893-1897
3. Vestergaard-Poulsen, P., van Beek, M., Skewes, J., Bjarkam, C. R., Stubberup, M., Bertelsen, J., & Roepstorff, A. (2009). Long-term meditation is associated with increased gray matter density in the brain stem. Neuroreport, 20(2), 170-174.   
4. Luders, E., Toga, A. W., Lepore, N., & Gaser, C. (2009). The underlying anatomical correlates of long-term meditation: larger hippocampal and frontal volumes of gray matter. Neuroimage, 45(3), 672-678.
5. Hölzel, B. K., Carmody, J., Vangel, M., Congleton, C., Yerramsetti, S. M., Gard, T., & Lazar, S. W. (2011). Mindfulness practice leads to increases in regional brain gray matter density. Psychiatry Research: Neuroimaging, 191(1), 36-43.
6. Tang, Y. Y., Lu, Q., Fan, M., Yang, Y., & Posner, M. I. (2012). Mechanisms of white matter changes induced by meditation. Proceedings of the National Academy of Sciences, 109(26), 10570-10574.
Yaşlanmayı Durdurun!

Amerika’nın en saygın doktorlarından Dr. Dean Ornish dersimize ilk girdiği zaman yaptığı giriş hepimizi şok etmişti. Tam tamına şöyle demişti: Taşıdığınız genler kaderiniz değildir. Uzun vadeli yaşam tarzı değişiklikleri ile genetik yapınızı değiştirebilirsiniz!

Yaşam Tarzı değişikliği de ne demekti ?

Dünyanın en saygın bilim kurumlarınca yapılan klinik araştırma neticelerine göre vücudumuzda bulunan yaklaşık 100 trilyon hücrenin %98’i bir yıl içinde tamamen yenileniyor. Yani bir sene boyunca yaşam tarzınızda yediklerinizden, uyku saatinize, egzersiz yoğunluğunuzdan uyguladığınız stres yönetimi tekniklerine, zihninizi dinlendirmeye ayıracağınız zaman diliminden sevdiğiniz şeyleri yapmak için ve sevdiklerinizle birlikte olmaya yarattığınız fırsatlara kadar tüm seçimlerimiz bedenimizin ve zihnimizin biyolojik saatini ve genlerimizi direk olarak etkiliyor.

Yaslanmaya Karsi MeditasyonKapsamlı bir yaşam tarzı değişikliği; koroner kalp rahatsızlarından, erken tanı koyulmuş prostat kanserine, şeker hastalığından obeziteye, yüksek kolesterolden göğüs kanserine, bölgesel yangılardan stres kaynaklı oksidatif oluşumlara ve muhtelif kronik rahatsızlıkları durdurarak, süreci tersine çevirebiliyor.

Klinik araştırmalarda sadece 3 ay boyunca bile uygulanan bu yaşam tarzı değişikliklerinin 500 farklı gen’de yararlı dönüşüm sağladığı kanıtlanmış. Genel olarak hastalık önleyici genler artarken, hastalığı teşvik eden genlerin azaldığı gözlemlenmiş. Ve en önemli bulgulardan birisi ise telomer’lerin uzaması.

Hücrenin ve organizmaların yaşlanmasını tetikleyen bir yapı taşı olan telomer, kromozomların en uç kısımlarına verilen addır. Araştırmalar telomer’lerin yaşam süresini belirleyen karar vericilerden biri olduğunu göstermektedir. Hücrenin her bölünmesinde ve hücre yaşlandıkça telomerler kısalır. Telomerler kısaldıkça hücrelerin bölünmesi ve kendini yenileme ve tamir etme süreci zorlaşır ve hatta durur ve yenilenemeyen hücreler ölür. Yani telomer kısalması yaşlanmaya bağlı hastalıkların ortaya çıkması demek oluyor.

Yeni doğan bir bebekte telomerler oldukça uzunken, 70 yaşındaki bir insanda epey kısadır. Bu klinik araştırmalar çerçevesinde telomer uzunluğunu ve telomerlerin kısalma oranını etkileyen temel faktörlerin yaşanılan çevre ve yaşam tarzı olduğu kanıtlanmıştır. Sigara, stres, aşırı kilo, egzersiz yoksunluğu, kalitesiz uyku ve inflamasyona yol açan ya da oksidatif stresi artıran karbonhidratlar, şekerli maddeler, işlem görmüş her türlü katı ve sıvı besin maddesi, asitli içecekler, yapay tatlandırıcılar, trans ve doymuş yağlar ağırlıklı sağlıksız beslenme şekli telomer boyunun kısalmasına yol açan telomeraz enziminin salgılanmasını baskılar ve böylece telomer uzayamaz ve bu biyolojik yaşlanmayı direk etkilemektedir.

Anti AgingDolayısı ile telomerlerin uzunluğu veya kısalığı bir insanın ne kadar hızlı yaşlandığının en doğru göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu şekilde insanın biyolojik yaşının, kronolojik yaşından daha fazla olup olmadığı anlaşılabiliniyor. İşte bu araştırmalar neticesinde sadece 3 aylık kapsamlı bir yaşam değişikliği sonrasında telomer’lerin yaklaşık %30 oranında uzadığı tespit edilmiş.

Şimdi size bu ana yaşam değişikliklerinin hangi konularda olması gerektiğini örnekle-yerek, hem yaşlanma sürecini oldukça yavaşlatan, hem daha zinde, daha sağlıklı ve daha mutlu bir yaşamı beraberinde getiren, hem de potansiyel sağlık harcamalarını ciddi olarak azaltan ilham verici bazı önerilerde bulunmak istiyorum;

Beslenme biçiminizi yaşam tarzınıza en uygun ve sürdürebilir ve aynı zamanda sizi mutlu edecek şekilde yapılandırın:

Asla soframda şunlar yer almamalı diye kendinizi kesinlikle şartlandırmayın. Şartlandırmalar ve katı diyetler sadece kıtlık bilinci yaratır ve irade kaybedildiği andan itibaren Yasaklar Listesinde olan gıdalar istemsiz şekilde aşırı olarak tüketilir. Bu sebep ile beslenirken daha çok vücudunuzun ihtiyaçlarını dinlemeyi öğrenmeli ve elbette ara sıra tadını bildiğimiz için canımızın çektiği işlenmiş gıdaları da, nefsimizi körleştirmek için son derece ölçülü olarak tüketebiliriz.

Her menünüzde gökkuşağının tüm renklerini barındırmaya, soğuk gıda ve sıvıları ana yemeklerle eşzamanlı tüketmemeye, mevsim sebze ve meyveleri tüketimine ve en önemlisi bu boyuttaki varlığınızın ana mekanizması olan fiziksel bedeninizi ölçülü ve dengeli bir şekilde beslemeye özen gösterin.

Sindirim Sisteminin Önemi:

Sindirim Sistemi yani Enterik Sistem bedenimizin ikinci beynidir. Sindirim Sistemimizde sadece yediklerimiz değil, tüm duygu, düşünce, inanç kalıpları vs. de sindirilmektedir. Sağlıklı bir sindirim sisteminden her gün düzenli olarak en az bir defa dışarı çıkıldığı takdirde bahsedilebilinir. Eğer her gün bağırsaklarınız çalışmıyor, kronik kabızlık çekiyor, 2 günde bir ya da daha uzun aralıklarda dışarı çıkılıyor ise, sindirim sisteminizi en acil şekilde dengelenmesi gerekmektedir. Bu dengelemeyi sentetik içerikli haplardan ziyade beslenme biçiminizi değiştirerek ve sindirimi destekleyici baharatlar kullanarak yapmanızı öneririm. Ayrıca kronik kabızlık çeken danışanlarımıza uygulattırdığımız son derece basit ve etkili nefes teknikleri bulunmaktadır. Unutmayın doğru meditasyon ve nefes teknikleri yaşamınızın her alanında harmoni ve balans yaratan uygulamalardır.

Sağlık ve Mutluluk Hormonları Aktivasyonu için Hareket Edin:

Bedeni strese sokmayan, düzenli olarak yapılan, orta ölçekte egzersizlerin genel sağlık ve mutluluk hormonları salgılamasının en önemli tetikleyicilerinden olduğunu biliyoruz. Kalbi strese sokan ve çok fazla adrenalin salgılatan ağır fiziksel aktiviteler dışında doğal sularda yüzme ve doğada yapılacak yürüyüş tarzı egzersizler ile özellikle omurilik sağlığına yönelik yoga, pilates ve stretching egzersizleri tüm bedenlerimizde denge sağlayıcı uygulamalardır. Unutmayın omurgamız kadar sağlıklı ve genciz! Omurilik sağlığı ve sağlıklı bir kas ve iskelet sistemi bedenimizin temel taşlarıdır. Bunun için haftada en az 2 defa 1’er saatlik omurilik sağlığına yönelik bir egzersiz yapmanızı öneririm.

Kaliteli Uyku:

Fiziksel ve zihinsel bedenimizin kendini yenilemesi, gün boyunca yıpranan hücrelerin kendini tamir etmesi, fizik bedende biriken toksinlerin ve zihin bedende hazmedilemeyen negatif duygu ve düşüncelerin tahliyesi için bedenin gece ortalama 10.30’dan itibaren, 6 ila 8 saat arasında kaliteli bir uykuya ihtiyacı vardır. Eğer uykusuzluk çekiyorsanız bu büyük ihtimalle zihninizdeki düşüncelerin size izin vermemesinden kaynaklıdır. Bu problemi meditasyon ve nefes teknikleri ile rahatlıkla çözebilirsiniz. Bunun için seminerlerimize başvurabilirsiniz.

Stres Yönetimi Teknikleri:

Yüzyılımızda stres bilimadamları tarafından birçok hastalığın en önemli nedeni olarak gösterilmektedir. Gün içerisinde sık sık strese girildiğinde çoğunlukla hayatta kalmamızı sağlayan uyarıcı sistemimiz ve bir nevi gaz verme mekanizmamız olan Sempatik Sinir Sistemi devrede olur. Bu durumda vücudun kendi kendini tamir etme mekanizmalarını devreye sokan, verilen gazı frenleyici Parasempatik Sinir Sistemi randımanlı olarak görev başına gelip, çalışamaz. Dolayısıyla gevşeme ve dinginlik oluşamaz ve sinir sistemleri arasındaki bu dengesiz durum aylar ve yıllarca devam ettiği takdirde hem fiziksel, hem de zihinsel rahatsızlıklar baş göstermeye başlar.

Bilimadamları gündelik rutine oturtulan meditasyon ve nefes teknikleri aracılığı ile Merkezi Sinir Sisteminin rahatlıkla ve basitlikle dengeleneceğini belirterek, özellikle hergün 30 dakikalık meditasyon uygulamasının telomer’lerin uzamasını sağlaması dışında, beyin nöroplastisitesi de yaptığını belirterek, hepimizin hayatına gündelik olarak bu tarz farkındalık egzersizlerinin kesinlikle yerleştirilmesi gerekliliğini önemle belirtiyorlar.

Esenlikle kalınız,
Ayurvedik Yaşam Eğitmeni - N. Ebru Şinik